Journals / Colloquium Anatolicum / 2006 / Sayı: 5
Perspektiven im Rückblick: Deutsch-Türkische Kooperation im Bereich der Archaeologie
- Journal
- Colloquium Anatolicum
- Issue
- 2006 · Sayı: 5
- Pages
- 1–24
- DOI
- —
Özet
1928 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti ile Alman İmparatorluğu arasında, Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul şubesinin kurulması görüşmeleri yapılırken, bu yeni enstitüye ilgi gösteren çok sayıda kişi ve Türk enstitüleri bu konuda büyük gayret göstermiştir. Türk ve Alman Eskiçağ bilim adamları arasında, bu temel üzerine kurulan ve günümüze kadar süren yakın, verimli bir dayanışma vardır. Zengin kitaplığı ve fotoğraf arşivi olan İstanbul Şubesi, çok yönlü konuların araştırıldığı ve tartışıldığı bir kurum hâline gelmiştir. Türk-Alman bilimsel ilişkileri yalnız enstitü etkinlikleriyle sınırlı kalmamış, İstanbul Şubesi’nin müdürlerinden ikincisi olan Kurt Bittel’ın başlattığı, İstanbul Üniversitesi’nde ders verme geleneği de sürdürülmüştür. Bu şekilde genç kuşak bilim insanlarıyla kurulan yakın ilişkiler kesintisiz devam etmiş, Türk meslektaşlarımız, bilimsel çalışmalarını ilerletmek için Almanya’ya gitmişlerdir. Bu gelenek günümüzde hâlâ sürdürülmektedir. Başlangıçtaki politik süreç, başarılı bir şekilde canlılık kazanmıştır. İstanbul Şubesi’nin araştırma projeleri alışılageldiği üzere daha ziyade ulusal bir organizasyondu. Pergamon, Priene, Miletos gibi örnekler -Türkiye’de arkeolojik araştırmalar yapan diğer ulusların da benzer projelerinden anlaşılacağı üzere- iyi bir örnektir. Fakat İstanbul Şubesi’nin çalışanları, çok öncelerden beri Türk kazılarına uzman olarak davet edilmişlerdir. Böylece Türk ve Alman meslektaşlarımız, bu zengin tarihî miras üzerinde birlikte çalışıp, sonuçlarını Almanca yayınlarda Türkçe veya Almanca kaleme almışlardır. 20. yüzyıl başlarında, İstanbul’da Osmanlı Asar-ı Atika Müzesi ile Hitit başkenti Hattuša/Boğazköy’de çalışan Alman araştırmacılar arasında kurulan dayanışmayı, değişik biçimlerde günümüzde de sürdürmektedirler. Daha enstitünün kuruluşu sırasındaki müdürü M. Schede zamanında K. O. Dalman 1933'te, Ankara’da bir Türk araştırmasına katılmıştır. Özellikle ondan sonraki müdür K. Bittel, Türk-Alman fikir alışverişine önayak olmuş ve çok sayıda ortak araştırma projesinin lokomotifi görevini üstlenmiştir. Onun girişimiyle, 1940 yılında R. Naumann İzmir’de, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Bittel ve Halet Çambel, Kadıköy Fikirtepe’de Türk-Alman işbirliğini sürdürmüşlerdir. Yine onun girişimleriyle, Çavuştepe ve Toprakkale ile daha sonra Demircihöyük-Sarıkent araştırmalarına, W. Kleiss ve J. Seeher katılmışlardır. Enstitü yönetimine geçtikten sonra Naumann da bu işbirliğinin sürdürülmesini teşvik etmiştir. Onun himayesinde, 70’li yılların başında M. Korfmann Van’da ve kendisi de 60’lı yıllarda Türk meslektaşlarıyla İstanbul’da çalışmışlardır. W. Müller-Wiener yönetimindeki enstitüden H. Bankel, 1988 yılından başlayarak R. Özgan ile birlikte Knidos’ta, daha sonra W. Koenigs hem Sarıkent, hem de 1993 yılında F. Rumscheid’ın, C. Özgünel’in Gülpınar çalışmalarına katılmasını desteklemişlerdir. Türk-Alman işbirliği, geçen yüzyılın 90’lı yıllarında H. Hauptmann yönetiminde en verimli dönemini yaşamıştır. Kendisi, Urfa Müzesi ile K. Schmidt tarafından yapılan Göbeklitepe kazılarına katılmış, B. Helwing’in E. Özgen tarafından kazılan Oylum Höyük çalışmalarını desteklemiş, H. Çambel’in Aslantaş/Karatepe araştırmalarına M. Sicker-Akman’ın katılmasını sağlamış ve A. Filges’in Uşak Müzesi’nin Blaundos kazısında işbirliği yapmasını desteklemiştir. Son yıllarda bu ortak çalışmalar arasında, C. Lichter’in, Menemen civarındaki Araptepe ve Dedecik-Heybelitepe araştırma projelerine katılması, M. Bachmann, Konya Müzesi ile Eflatun Pınar ortak çalışmaları ve F.A. Bauer, Kırklareli Müzesi ile Vize’de ve M. H. Sayar ile birlikte Karasis ve yine M. H. Sayar ile birlikte, R. Posamentir tarafından kent tarihçesinin başarılı bir şekilde araştırıldığı Anazarbos konusundaki verimli çalışmalar sayılabilir. İstanbul Şubesi tarafından doğrudan desteklenen ve yönetilen bu ortak çalışmaların yanı sıra -üniversiteler arası çok yönlü ilişkiler dışında- Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalara Türk meslektaşlarımız da katılmışlardır: P. Neve’nin girişimiyle, A. ve B. Dinçol’un Boğazköy çalışmaları veya Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün değişik birimlerinin ortak çalışmaları da vardır. Bunlar arasında 1993 yılından beri Kırklareli Aşağı Pınar ve Kanlıgeçit araştırmalarında, M. Özdoğan ve H. Parzinger’in ortak çalışmaları, yalnız yürütülmesinde değil, araştırmanın yayını da örnek oluşturacak bir çalışma olarak vurgulanmalıdır. Tüm bu ortak projelerdeki Türk-Alman işbirliği, tabii ki diğer ulusların dışlandığı anlamına gelmemeli, aksine, günümüzde çok gerekli olan uluslararası bilimsel ilişkilere bir katkı olarak yorumlanmalıdır. Türkiye’nin kültür mirası, olabildiğince çok ve çeşitli biçimlerde, sıkı bilimsel bağlantılar gerektirmektedir. Bu bağlantıların gelecekte de sürdürüleceği ve gelişeceği umulmaktadır.