Journals / Colloquium Anatolicum / 2008 / Sayı: 7
Von der Stadt zum Staat: Beitraege der Sumerer zur Geistesgeschichtlichen und Gesellschaftspolitischen Entwicklung im Alten Orient
- Journal
- Colloquium Anatolicum
- Issue
- 2008 · Sayı: 7
- Pages
- 87–113
- DOI
- —
Özet
Yüzyılı aşkın bir süredir İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Çivi Yazısı Arşivi’nde, İnsanlık Kültür Tarihi’nin kaynağı olarak son derece önemli olan ve yaklaşık 900 tabletten oluşan bir kolleksiyon yer almaktadır. Bu tabletler, Bağdat’ın yaklaşık 150 km güneyinde ve “Sümer” olarak adlandırılan bölgede yer alan eski adıyla Šuruppak, bugünkü Fara’da yapılan Alman kazılarında ortaya çıkmıştır. Bu zengin belgeler topluluğu, Sümerler’in M.Ö. 27. yüzyıldaki toplumsal ve dinsel oluşumlar üzerindeki etkisini göstermektedir. Bu etki ise, Eski Önasya’nın dışına çıkarak Klasik Dönem’e kadar devam etmiştir. Yazılı belgeler, Šuruppak kentinin yaklaşık sekiz kentten oluşan ve “Sümer Ülkesi” olarak adlandırılan bir birliğin üyesi olduğunu göstermektedir. Kuzeyde Kiš Kenti, güneyde ise Uruk/Kulab Kenti ile bölge, nehirler boyunca 170 km’yı geçen bir mesafeyi kapsamaktaydı. Kentler muhtemelen ortak görevleri ve çıkarları güden bir çeşit kıyı birliği oluşturuyordu. Šuruppak Kenti’nin komşularının ne şekilde organize edildiği konusu, bu erken döneme ait arkeolojik ve yazılı belgelerin eksikliği nedeniyle bilinmemektedir. Buna karşın Šuruppak’tan ele geçen yazılı belgeler sayesinde, kentin organizasyonu ve toplumsal yapılaşması hakkında önemli bilgiler edinmek mümkün olmuştur. Šuruppak idari yönden iki önemli merkeze sahipti: “saray” (= e2-gal) ve “kent” (=uru). Kentin içinde memurlar, görevliler ve zanaatkârlardan oluşan iyi geliştirilmiş bir sistem mevcuttu. Sarayın başında “kral” (=lugal) yer almakta ve Sümerler tarafından kendi dillerinden seçtikleri bir terim ile adlandırılmaktaydı. Buna karşın kentin başında, devralmış oldukları yerli “kent beyi” (=ensi2) bulunmaktaydı. Bu iki hiyerarşinin ne şekilde birbiriyle bağlandıkları bilinmemektedir. Genelde birbirinden bağımsız, yan yana bir oluşum kabul etsek de, idari yapılarda, örneğin loncalarda, geçişler; ticarette ise kesişmeler bile söz söz konusuydu. Fara-Metinleri Dönemi’nde; Sümer Bölgesi’ndeki kentlerin az çok eşit olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu dönemin hemen ardında, Kiš Kralı (=lugal) Mesalim’in iki kent beyi (= ensi2) arasındaki antlaşmazlığında üstlendiği yatıştırıcı rolü, kralın bölgeler üstü pozisyonunu göstermektedir. Krallığın bu dinamiği, özellikle dış siyasette ve askeri faaliyetlerde gelişmekte ve sonunda krallığın üstünlüğüne neden olmaktadır. Bu üstünlük Babil ve Assur’da devam ederek batıya doğru yayılım gösterir. Toplumsal-Siyasi gelişime paralel olarak, dinsel alanda ilgi çekici bir geçiş söz konusudur: Sümer öncesi tanrılar/tanrıçalar fonksiyonları göz önünde bulundurarak Sümerce olarak adlandırılıyor, cinsiyetleri ise devletin idari terimleri olan “lugal” (kral, bey) veya “nin” (kraliçe, beyçe) ekleriyle tespit ediliyor. Eşzamanlı olarak hayvan şeklindeki tanrı betimleri (theriyomorf tanrılar) insan şeklini almaktadır (antropomorf tanrılar). Bu süreç, ilk olarak Fara’da toparlanan tanrı listelerinde yansımaktadır. Bu listeler hangi tanrının bir külte ve kurbanlara layık olduğunu tespit etmek amacıyla kaydedilmişlerdir. Bu şekilde oluşan kural (kanon), sistematik düzeni itibarıyla birçok hanedanın kabul ettiği tanrılar âlemi (pantenon) için örnek olarak kabul edilmiştir. Bu süreç, tek tanrıcılığa (monoteizm) kadar Önasya Dinler Tarihi’nde hüküm süren, tanrı çiftlerin oluşmasına neden olmaktadır. Fara metinleri, M.Ö. 27 yy’da hem sonraki devlet oluşumunu, hem de Önasya’nın dinsel düşünüşünü belirgin olarak etkileyen bir modelin Šuruppak Kenti’nde geliştiğini göstermektedir.