Journals / Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi / 2019 / Cilt: 19 - Sayı: 1
Discussion's Qualification of Ijmâ‘ in Usûl Al-Fiqh
- Pages
- 168–184
- DOI
- —
Abstract
Defined as an alliance of Muslim scholars on a religious subject, the ijmâ is an evidence of the usûl al-fiqh and come after the sunnah and provides precise information. The belief in the infallibility of all of the ummah lies the behind the definitive source of information of ijmâ. The acceptance of innocent of the Ummah brought with it the problem of who is authority to participate for the icmâ. The influence of all individuals of the ummah and the scholars and their scholars who are experts in certain subjects the approval and refusal on the ijmâ was discussed by the methodist. This discussion is related to the knowledge-based part of the problem. At this point, some the methodist argued that the approval of the common people should be necessary in ijmâ. They reached this conclusion by the general meaning of the word "umma" . The majority of the methodists argue that the ordinary people do not have any influence on the ijmâ. According to the majority methodists, the ijmâ is based on an alliance of scholars. Some one have tried to overcome the problem by seeing the approval of ordinary people on only subjects known to everyone. Thus, because the common people in subjects requiring expertise should be follow to scholars, the alliance of scholars also imply an alliance of the ummah. In cases where everyone has to know, the problem is tried to be solved by based on "knowing". There is no discussion about the effects of scholars in the ijmâ. However, the approvals of those who are experts in certain subjects in ijmâ have been discussed by methodists. In this context, the aproval of the traditionist, the metodist and the mutekelims has been discussed. The other part of the problem is justice. In this context, the validity of the approval and opposition of innovationist in religion (bid‘ah) and miscreants (fasıq) is discussed. In this study, we will mention the examples of a few icmâ which are alleged to have been formed in spite of the opposition of those who are not considered to be has qualification of ijmâ.
Özet
lleri arasında şeref sırası sünnetten sonra, kuvvet sırası Kitaptan önce olan ve kesin bilgi sağlayan bir delildir. İcmâın kesin bilgi kaynağı oluşunun altında ümmetin tümünün yanılmazlığı inancı yatmaktadır. Ümmetin masum kabul edilmesi beraberinde icmâ ehlinin kim olduğu problemini getirmiştir. Ümmetin tüm fertlerinin, sadece bilginlerin ve belirli konularda uzman olan bilginlerinin onay ve muhalefetinin icmâın in‘ikâdında etkisi usûlcüler tarafından tartışılmıştır. Bu tartışma problemin bilgiye dayalı olan kısmı ile ilintilidir. Bu noktada kimi usûlcüler ümmet lafzının ifade ettiği umûm gereği icmâda âvâmın da onayının gerektiğini savunurken çoğunluk usûlcüler ise âvâmın ne onay ne ede hilâfının icmâda etkisi olmadığını ileri sürmektedirler. Çoğunluk usûlcülere göre icmâ müctehidlerin ittifakı ile tahakkük eder. Kimileri sadece herkesçe bilinen konularda âvâmın onayını gerekli görerek mevzu bahis problemi aşmaya çalışmışlardır. Böylelikle uzmanlık gerektiren konularda âvâm, müctehidlere tabi olması gerektiğinden müctehidlerin ittifakı aynı zamanda dolaylı olarak ümmetin ittifakı anlamına gelmektedir. Herkesin bilmek zorunda olduğu konularda ise âvâmın da onayı aranarak problem “bilme” üzerine dayandırılarak çözülmeye çalışılmaktadır. Müctehidlerin onay ve hilâfının icmâda etkisinde tartışma olmamakla beraber belli konularda uzman olanların icmâda onayları usûlcüler nezdinde tartışılmıştır. Kelamcıların, usûlcülerin, muhaddis ve benzerlerinin icmâ ehliyeti bu bağlamda ele alınmıştır. Fukahâ usûlcüleri fıkıh usulü bilme üzerinden meseleyi ele alarak mihenk taşı niteliğindeki şartı dile getirmiş, bu şartın eksik olduğu kimseleri icmâ ehli saymamışlardır. Mütekelimîn usûlünde de benzer tartışma kendisini fürû‘u ezbere bilme ile usûlü bilme üzerinde meydana gelmiştir. Ancak her iki ekolde de ortak olan husus kelamcı, muhaddis vb.lerinin fıkıh ve fıkıh usulünü bilmemelerinden ötürü icmâ ehli olmadıklarının ifade edilmesidir. Bununla beraber meseleyi ictihad bağlamında ele alan Cüveynî (ö. 478/1085) ictihâd ehliyetine haiz kimselerin uzman olduğu ilimi dikkate almaksızın icmâ ehli olduğunu, bu ehliyetin yoksun olduğu kimselerin uzman olduğu ilim dalının ehemmiyetinin olmadığını ve icmâ ehlinden olmadığını belirtir. Problemin diğer kısmını ise adalet oluşturmaktadır ki fasık ve bidatçi bir müctehidin onay ve muhalefetinin icmâda etkisi bu bağlamda ele alınmaktadır. Usûlcüler icmâ ehliyetinin ictihâd ehliyeti ile bağlantılı olarak fetvâsı makbul olan müctehid için aranan ictihâd ve adalet şartlarını icmâ ehli için de ileri sürmektedirler. Biz de bu çalışmamızda icmâ ehlinin kimler olduğunu klasik usûl kaynakları çerçevesinde ele alıp ehil sayılmayanların muhalefetine rağmen oluştuğu iddia edilen birkaç icmâ örneğini zikredeceğiz.