Journals / Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi / 2018 / Cilt: 8 - Sayı: 16
INTERPRETING THE MENTALITY OF FAST-FOOD EMPIRE WITH RESPECT TO RITZER’S CONCEPT OF THE “MCDONALDIZATION”
- Pages
- 405–432
- DOI
- —
Abstract
The things that we eat and drink are the signs of our identity and they change and transform us. Food is not only a physiological need for survival but also a universal, local, communicative, cultural, religious, class, ethnic, symbolic, ideological, economic, moral, geographical, historical, political and social phenomenon. So food is not a personal matter. Consequently, the fast food form we prefer changes, affects and transforms nature, water, agriculture, land, animals, farmers, workers, children, health, family, society and the culture. The goal of writing this article is to question fast-food culture in terms of conscience, morality, social and politics and to reveal what is behind this culture. Sociologically, this topic is covered through “critical social science” approach with respect to Ritzer’s “McDonaldization” thesis. At the end of the work, it is concluded that the McDonaldized systems have their own advantages, attractiveness and charm, but they are certainly harmful for the employees, children, migrants, farmers, nature, animals and agriculture, therefore it is suggested that all the people in the world should fight in a common way against McDonaldization.
Özet
Yediklerimiz ve içtiklerimiz bizleri değiştirip dönüştüreceği gibi kimliğimizin de göstergeleridir. Yemek, sadece hayatta kalmamız için gerekli olan fizyolojik bir ihtiyaç değil aynı zamanda evrensel, yerel, iletişimsel, kültürel, dini, sınıfsal, etnik, sembolik, ideolojik, iktisadi, ahlaki, coğrafi, tarihsel, siyasi ve toplumsal bir olgudur. Dolayısıyla yemek kişisel bir mesele değildir. Zira tercih edilen fast-food beslenme biçimi doğayı, suyu, tarımı, toprağı, hayvanları, çiftçileri, işçileri, çocukları, sağlığı, aileyi, toplumu ve kültürü etkiler, değiştirir ve dönüştürür. Bu nedenle makalenin yazılmasındaki amaç; fast-food kültürünü vicdani, ahlaki, toplumsal ve politik açıdan sorgulamak ve bu kültürün arkasındaki gerçekliğin ne olduğunu ortaya çıkarmaktır. Sosyolojik olarak çalışmanın konusu “eleştirel sosyal bilim” yaklaşımıyla Ritzer’in “McDonaldlaşma” tezi üzerinden ele alınmıştır. Çalışmanın sonunda ise McDonaldlaşmış sistemlerin avantajlarının, çekiciliğinin ve cazibelerinin olduğunu, fakat çalışanlara, çocuklara, göçmenlere, çiftçilere, doğaya, hayvanlara, tarıma vb. verdiği zararlar büyük olduğundan McDonaldlaşmaya karşı dünyadaki bütün insanların ortak bir biçimde mücadele etmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır