Journals / IIB International Refereed Academic Social Sciences Journal / 2014 / Cilt: 5 - Sayı: 15

FOUCAULT’NUN ARKEOLOJİK VE SOYKÜTÜKÇÜ ÇALIŞMALARI ARASINDAKİ FARKA DAİR KISA BİR TARTIŞMA

A SHORT DISCUSSION ON THE DIFFERENCE BETWEEN FOUCAULT'S ARCHAEOLOGICAL AND GENEALOGICAL STUDIES

Pages
1–13
DOI
—

Abstract

Foucault developed archaeology as a methodological device for investigating the terrain of possibility of forms of knowledge to set themselves as discursive totalities. This methodology differs from linguistic or historical analysis of knowledge which focuses on the linguistic rules of formation or the progressive transformation of discourse. Foucault’s archaeological studies were criticized for its inherent structuralism which excludes the role of subject in history and falls short in carving out the nondiscursive practices which shapes the landscape of power relations which Foucault observes in the field of discourse. Interpreters of Foucault usually distinguish between his writings in 1960s which are based on this archaeological method and his later work which applied a genealogical approach. This study investigates the extent of this difference.

Özet

Bu çalışmada öncelikle Michel Foucault’nun söylemin oluşum ve işleyiş süreçlerini analiz etmek için geliştirdiği ve arkeoloji olarak tanımladığı yöntem ele alınmıştır. Ardından Foucault’nun bu yöntemi kullandığı 1960’lardaki çalışmalarının yapısalcılıkla ilişkisi tartışılmış, son olarak da Foucault’nun 1970’lerde yaptığı çalışmalarla daha önceki döneme ait çalışmaları arasındaki farka dair çeşitli yorumcuların görüşleri ve bu görüşlerin geçerliliğine dair bir tartışmaya yer verilmiştir. Foucault 1960’lı yıllarda yaptığı çalışmalarda söylemsel oluşumların ortaya çıkış kurallarını analiz etmeye yönelik bir dizi tarihsel çalışma yapmış ve bu çalışmalarında kullandığı yöntemi arkeoloji kavramıyla tanımlamıştır. Foucault bir yöntem olarak arkeolojiyi dilbilimsel analizlerden ve düşünce tarihçiliğinden farklılaştırmış ve söylemin oluşumunu bir başlangıcı, belirli bir güzergahı ve gelişimi olan bir süreç olarak görmeyen bir yaklaşımla incelemeyi, söylemsel ögelerin şu veya bu statüyü hangi koşullarda edindiklerini bunların oluşum koşulları çerçevesinde ele alarak incelemeyi hedeflemiştir. Foucault tam olarak bu nedenle asıl inceleyeceği alanın connaissance değil savoir olduğunu söyler. İngilizce dilinde ‘bilgi’ kavramıyla karşılanmakla birlikte Fransızca’da anlamı farklı olan bu iki kavram arasındaki fark, Foucault’nun çalışmasının içeriğini açıklamaktadır. Foucault bu iki kavram arasındaki farkı şöyle açıklar: Connaissance kavramı özne ve nesne arasındaki ilişkiye ve bu ilişkiyi düzenleyen formel yasalara işaret etmektedir. Savoir kavramı ise belli bir dönemde belli bir nesnenin connaisance alanında yerini almasının ve o nesneye dair şu veya bu ifadenin dile getirilmesinin koşulunun tanımlandığı alanın karşılığıdır. Foucault’nun bu dönemdeki çalışmaları, 1960’larda Fransız düşüncesinde etkili olan yapısalcılık akımı çerçevesinde değerlendirilmiş, bu akımın tarihle olan sorunlu ilişkisine ve tarihsel-toplumsal süreçlerde aktörlere etkin roller vermeme eğilimine yönelik eleştiriler Foucault’nun çalışmaları için de dile getirilmiştir. Foucault, araştırmalarında özneye verdiği sınırlı rolü açık bir şekilde dile getirmiştir. Buna göre yazarın kelimelerinin kendine özgülüğünü ona atfeden aslen içinde işlev gördüğü söylemdir; yazar yaratıcı rolünden tamamen soyunmuş olarak ve sadece söylemin bir değişken fonksiyonu olarak ele alınmalıdır. Bununla birlikte Foucault’nun yapısalcı- lığın tarihsizliğinden muzdarip olduğu savına karşı gelen kimi yorumcular, Foucault’nun çalışmalarının yönteminden ziyade araştırmalarının nesnesini kurma biçiminin yapısalcı ögeler taşıdığını belirtmişlerdir. Kimi yorumculara göre Foucault’nun yapısalcılığın izlerini taşıyan 1960’lardaki çalışmaları ile 1970’lerdeki soykütükçü çalışmaları arasında önemli bir ayrım vardır. Foucault’nun erken dönem çalışmalarında söylem ve söylem-dışı alanlar arasındaki etkileşime dair yeterli açıklamanın olmadığını iddia eden kimi düşünürler, Foucault’nun soykütükçü dönemi olarak dile getirilen 1970’lerdeki çalışmalarında söylemin oluşum sürecnde iktidar ilişkilerinin oynadığı rolü daha iyi ele aldığını savunmuşlardır. Foucault’nun soykütükçü dönemindeki yaklaşımının ilk işaretleri 1970 yılında Collége de France’da verdiği Söylemin Düzeni adlı ünlü açılış dersinde bulunabilir. Burada Foucault, hem belli söylemsel pratiklerin dışlanmasına neden olan içsel ve dışsal dinamiklerden bahsetmiş, hem de kurumları şekillendiren iktidar mekanizmaların daha somut olgular olarak ele alınmasının yolunu açmıştır. Nietzsche’nin tarih anlayışını ele aldığı bir başka metninde ise tarihte etkin olan güçleri rastlantısal çelişkilerle ilişkilendirerek, erken dönem çalışmalarında söylemsel mekanizmaların söylem-dışı alanı belirlediği yönündeki yorumlara karşı yeni yaklaşım ortaya koymaktadır. Artık tarihten bahsederken söylemin oluşumunu belirleyen kurallardan değil, söylem ve iktidar arasındaki sıkı bağlantı üzerinden ve pek çok ölçekte işleyen çelişkilerden bahsedilmektedir. Bu yeni vurguyu Foucault’nun çalışmaları açısından önemli bir kırılma olarak gören yorumculara göre söylemsel olanın söylem-dışı alanı şekillendirdiği yönünde idealizme kayma eğilimi olan erken dönem çalışmalarından farklı olarak bu çalışmalarında Foucault bilgi-iktidar ilişkisi daha elle tutulur bir şekilde ele alınmıştır. Buna karşın Foucault’nun arkeoloji yönteminin söylem kavramını kavramsallaştırma biçimi kimi başka yorumcular tarafından önemli bir adım olarak yorumlanmıştır. Bazılarına göre Foucault’nun söylemin kendi nesnesini oluşturma biçimine dair argümanları, Marksizmin kimi versiyonlarında yer alan indirgemeci altyapı-üstyapı ilişkisine kuvvetli bir alternatif sunmaktadır. Bir başka yoruma göre ise Foucault arkeolojik dönem çalışmalarında bilginin materyalist analizine dair bir yaklaşım geliştirmiş, söylemi kendi materyalliği ile zaman ve mekandaki konumuna referansla kavramsallaştırabilmiştir. Burada şunu eklemek gerekir ki Foucault’nun kendi çalışmalarına dair değerlendirmeleri de onun çalışmalarının sınıflandırılmasını ve dönemselleştirilmesini belli ölçüde güçleştirmiştir. Hem kitaplarında, hem de kitaplarına dair değerlendirmelerde bulunduğu röportajlarında çalışmalarında eksik olduğunu düşündüğü noktaları tartışması ve yeni çalışmalarını bu eksik noktalar üzerine bina ettiğini iddia etmesi, Foucault’nun çalış- malarının belli bir izleği takip ettiği algısına neden olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, hem Foucault’nun kendisinin, hem de Foucault’nun arkeolojik dönemini eleştiren yorumculara karşı gelenlerin görüşleri göz önünde bulundurulduğunda, Foucault’nun 1960’lardaki çalışmalarının sonraki soykütükçü çalışmalarında ele aldığı soruların temelini attığını söylemek mümkündür. Bilgi ve iktidar arasındaki ilişki bu erken dö- nem çalışmalarında dile getirilmiş, ancak Foucault’nun o dönemde söylemin oluşum sürecini betimlemeyi temel analiz konusu olarak ele almasından dolayı ön plana çıkmamıştır.