Journals / Ankara Üniversitesi İLEF Dergisi / 2019 / Cilt: 6 - Sayı: 2
Discriminatory Practices for Refugees and Non-Places in Daha and Misafir
- Pages
- 227–250
Abstract
In this study, representation and the spatial experiences of refugees in Daha (More, Onur Saylak, 2017) and Misafir (The Guest, Andaç Haznedaroğlu, 2017) are evaluated on the basis of Marc Augé’s concept of non-place and Giorgo Agamben’s concepts of bare life and camp, using constructionist representation theory. Shot in Turkey, both films are about refugees and handle the immigration issue through othered identities. The spatial experiences of refugees are determined by immobility and temporariness rather than by fluidity and the refugees, who live in an underground warehouse or non-places called ghettos of the city, are reduced to “bare life”, in the words of Agamben. In general, the selection of “innocent children” and “vulnerable woman” figures in the representation of refugees results in the settlement of refugees in helpless or victim status. In this context, the two films, which are common in terms of showing an exclusionary view towards refugees and not presenting refugees as effective subjects are distinguised by their different ideological orientations. While Misafir (The Guest) constructs an emphatic narrative that treats refugees as guest that must be accepted by nation state citizens, Daha (More) criticizes the discourse of the guest, and problematizes the power relations that make refugees exploitable and promote human trafficking within the framework of micro-power relations.
Özet
Bu çalışmada Daha (Onur Saylak, 2017) ve Misafir (Andaç Haznedaroğlu, 2017) filmlerindeki mültecilerintemsili ve mekânsal deneyimleri, Marc Augé’nin yok-yer ve Giorgio Agamben’in çıplak yaşam ve kampkavramları arasında bağlantı kuran bir kavramsal çerçevede, inşacı temsil kuramından yararlanılarak değerlendirilmiştir. Türkiye’de çekilen ve mültecileri konu alan her iki film de göç meselesini, ötekileştirilenkimlikler üzerinden ele almaktadır. Mültecilerin mekânsal deneyimleri akışkanlık yerine hareketsizlik vegeçicilik üzerinden belirlenmekte ve yeraltındaki bir depoda ya da kentin gettoları olarak ifade edilebilecek yok-yerlerde yaşayan mülteciler, Agamben’in tabiriyle “çıplak yaşam”a indirgenmektedir. Genel olarakmültecilerin temsil edilmesinde karşımıza çıkan “masum çocuk” ve “savunmasız kadın” figürlerinin seçimi ise mültecilerin yardıma muhtaç, kurban statüsünde sabitlenmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu bağlamdamültecilere yönelik dışlayıcı bakışı göstermesi ve mültecileri etkin failler olarak sunmaması bakımındanortaklaşan iki film, farklı ideolojik yönelimlere sahip olmalarıyla ayrışmaktadır. Misafir, mültecileri ulus devlet vatandaşları tarafından kabul edilmesi gereken misafirler olarak değerlendiren empatik bir anlatı inşaederken Daha misafir söylemini eleştirmekte ve mültecileri sömürüye açık hale getiren ve insan kaçakçılarını var eden iktidar ilişkilerini mikro yapılar üzerinden sorunsallaştırmaktadır.