AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe findings indicate that post-conflict discourse in the South Caucasus is characterized by dynamism rather than stable, displaying shifts in emphasis that reflect broader geopolitical transformations.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This research investigates the articulation, negotiation, and institutional framing of peace between Armenia and Azerbaijan during the post-conflict period. The analysis is centered on four primary corpora: speeches from the UN General Assembly, mediation documents from the OSCE and EU, bilateral and trilateral diplomatic communications, and significant treaties or draft agreements. Employing a systematic Thematic Content Analysis (TCA), the study identifies eight recurring themes; sovereignty, connectivity, peace agenda, security, humanitarian issues, mediation, memory, and reconstruction and explores their evolution across diplomatic contexts over time. The findings indicate that post-conflict discourse in the South Caucasus is characterized by dynamism rather than stable, displaying shifts in emphasis that reflect broader geopolitical transformations. Although sovereignty, territorial integrity, and security continue to be foundational principles, the data reveal a notable increase in themes related to connectivity and treaties between 2023 and 2025, indicating a transition from emergency stabilization towards institutional normalization. In contrast to prevailing scholarly perspectives that highlight identity, trauma, and competing notions of victimhood as primary explanatory factors in the conflict, formal diplomatic texts across all corpora predominantly exclude memory-centric narratives, favoring instead a technocratic, forward-looking discourse focused on borders, infrastructure, and regional cooperation. The study also uncovers significant variances across different diplomatic platforms: UNGA speeches emphasize global legitimacy, OSCE/EU documents highlight mediation frameworks, bilateral discussions concentrate on practical negotiations, and treaties formalize emerging agreements. These results underscore the necessity of conceptualizing peace as a complex, discursive process rather than a singular event, influenced by evolving regional and international dynamics. The study concludes by addressing limitations concerning data scope and proposing future research directions, including the examination of domestic political discourse, public sentiment, and civil-society perspectives to better understand the interplay between elite narratives and societal perceptions of peace.
Özet
Bu araştırma, çatışma sonrası dönemde Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barışın nasıl ifade edildiğini, müzakere edildiğini ve kurumsal olarak çerçevelendiğini incelemektedir. Analiz, dört temel metin kümesine dayanmaktadır: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan konuşmalar, AGİT ve AB’ye ait arabuluculuk belgeleri, ikili ve üçlü diplomatik yazışmalar ile önemli antlaşmalar veya taslak anlaşmalar. Sistematik bir Tematik İçerik Analizi (TCA) kullanılarak yürütülen çalışma, egemenlik, bağlantısallık, barış gündemi, güvenlik, insani meseleler, arabuluculuk, hafıza ve yeniden inşa olmak üzere sekiz yinelenen temayı belirlemekte ve bu temaların zaman içinde farklı diplomatik bağlamlarda nasıl geliştiğini incelemektedir. Bulgular, Güney Kafkasya’daki çatışma sonrası söylemin durağanlıktan ziyade bir dinamizm taşıdığını ve bölgesel jeopolitik dönüşümleri yansıtan vurgu değişimleri gösterdiğini ortaya koymaktadır. Egemenlik, toprak bütünlüğü ve güvenlik temel ilkeler olmayı sürdürmekle birlikte, veriler 2023–2025 döneminde bağlantısallık ve antlaşma temalarına yönelik dikkate değer bir artış olduğunu göstermekte ve acil istikrarlaştırmadan kurumsal normalleşmeye doğru bir geçişe işaret etmektedir. Çatışmayı açıklayan başat unsurlar olarak kimlik, travma ve rekabet eden mağduriyet anlatılarını öne çıkaran yaygın akademik yaklaşımların aksine, incelenen tüm metinlerdeki resmi diplomatik söylem hafıza merkezli anlatıları büyük ölçüde dışlamakta ve bunun yerine sınırlar, altyapı ve bölgesel iş birliği odaklı, teknokratik ve geleceğe dönük bir dil benimsemektedir. Çalışma ayrıca farklı diplomatik platformlar arasında belirgin farklılıklar olduğunu göstermektedir: BM Genel Kurulu konuşmaları küresel meşruiyeti vurgularken, AGİT/AB belgeleri arabuluculuk çerçevelerini öne çıkarmakta, ikili görüşmeler pratik müzakerelere odaklanmakta ve antlaşmalar ortaya çıkan düzenlemeleri resmileştirmektedir. Bu sonuçlar, barışın tekil bir olaydan ziyade bölgesel ve uluslararası dinamiklerin dönüşümünden etkilenen karmaşık ve söylemsel bir süreç olarak kavramsallaştırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Çalışma, veri kapsamına ilişkin sınırlılıkları ele alarak ve iç siyasi söylem, kamuoyu algısı ve sivil toplum perspektiflerinin incelenmesini içeren gelecekteki araştırma yönelimlerini önererek son bulmaktadır; böylece elit söylem ile toplumun barış algıları arasındaki etkileşimin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlanabilir.