AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe narratives describing the Crimean exile in Chingiz Dağcı’s The Old Warrior, the Karachay exile in Halimat Bayramuk’s November Two, Nineteen Forty-Three, and the Akhiska exile in Mirjevat Akhıskalı’s Moans from Exile are examined within the symbolic and conceptual context shaped around the phenomenon of the train.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
railway network became a systematic state policy. In the early years of the Bolshevik Revolution, trains were effectively used as a propaganda tool, reaching the most remote settlements to spread ideological discourse. During World War II, trains played a critical role as the fundamental element of military and logistical transport. In the final stages of the war, with the implementation of exile policies targeting Turkic communities near the Turkish border, trains this time transformed into a symbol of forced migration and oppression. The forced deportation of Crimean, Karachay, and Akhiska Turks living within the borders of the Soviet Union from their homelands under various pretexts is one of the most tragic events in Turkic history. In this historical process, trains and their associated symbolic meanings began to be used as a functional tool for conveying emotions and thoughts in modern literary texts. Chingiz Aitmatov, one of the writers who most effectively used the train metaphor in Turkic world literature, draws attention with his metaphorical structure established through railways, stations, and trains to depict the functioning of the Soviet system. Accordingly, in the analysis of the novels examined in this study, Aitmatov’s metaphorical approach in his works was also utilized. In our study, these exiles are discussed within the framework of three historical novels. The narratives describing the Crimean exile in Chingiz Dağcı’s The Old Warrior, the Karachay exile in Halimat Bayramuk’s November Two, Nineteen Forty-Three, and the Akhiska exile in Mirjevat Akhıskalı’s Moans from Exile are examined within the symbolic and conceptual context shaped around the phenomenon of the train.
Özet
sistematik bir devlet politikası hâline getirilmiştir. Bolşevik Devrimi’nin ilk yıllarında trenler, propaganda faaliyetlerinin etkin bir aracı olarak kullanılmış; en ücra yerleşim birimlerine ulaşarak ideolojik söylemin yayılmasında önemli bir işlev üstlenmiştir. II. Dünya Savaşı sırasında ise trenler, askerî ve lojistik sevkiyatın temel unsuru olarak kritik rol oynamıştır. Savaşın son evrelerinde, Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki Türk soylu topluluklara yönelik uygulanan sürgün politikalarıyla birlikte trenler, bu kez zorunlu göç ve baskının simgesine dönüşmüştür. Sovyetler Birliği sınırları içerisinde yaşayan Kırım, Karaçay ve Ahıska Türklerinin çeşitli gerekçeler ileri sürülerek anavatanlarından koparılıp sürgün edilmeleri, Türk tarihinin en trajik hadiselerinden biridir. Söz konusu tarihsel süreçte tren ve ona yüklenen sembolik anlamlar, modern edebî metinlerde duygu ve düşüncelerin aktarımında işlevsel bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Türk dünyası edebiyatında tren metaforunu en etkili biçimde kullanan yazarlardan biri olan Cengiz Aytmatov, Sovyet sisteminin işleyişini demiryolları, istasyonlar ve trenler üzerinden kurduğu metaforik yapı ile dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, çalışmada incelenen romanların tahlilinde Aytmatov’un eserlerinde ortaya koyduğu metaforik yaklaşımdan da yararlanılmıştır. Çalışmamızda söz konusu sürgünler, üç tarihî roman çerçevesinde ele alınmıştır. Kırım sürgününü Cengiz Dağcı’nın İhtiyar Savaşçı, Karaçay sürgününü Halimat Bayramuk’un İki Kasım Bin Dokuz Yüz Kırk Üç ve Ahıska sürgününü Mircevat Ahıskalı’nın Gurbetten İniltiler adlı eserlerinde yer alan anlatılar, tren olgusu etrafında şekillenen sembolik ve kavramsal bağlam içerisinde incelenmiştir.