Dergiler / ISGUC The Journal of Industrial Relations and Human Resources / 2003 / Cilt: 5 Sayı: 2

Türkiye’nin Vizyonu : XXI. Yüzyıl’da “Çağı Yakalamak”

Sayfa
1–1
DOI
—

Özet

leyebiliriz: Beraberinde ekonomik kıpırdanmayı getirmeyen "İzmir İktisat Kongresi", ancak 1934'lerle başlayan "devlet eliyle sanayileşme" çabaları, 1950'lerde şeker ve çimento sanayileriyle gelişen "zayıf bir girişimcilik". 1960'ların plancılığı ve "ithal ikamesi politikalar" ancak 1980'lerde Özal ile "piyasa ve dışa açık" ekonomilere dönüşebilmiştir. 2000'lerden sonra ise doğal afet, kriz ve borç ekonomileri, ancak IMF'nin ön plana çıktığı politikalarla sürdürülmeye başlanmıştır. Sonuç itibariyle, Cumhuriyet döneminin görkemli siyasal, sosyal ve hukuki dönüşümleri, ne yazık ki aynı nitelikte bir atılımla ekonomide gerçekleşmemiştir. Cumhuriyet döneminde, "Atatürk devrimleri" ile, toplumun köklü bir biçimde çağa doğru "büyük bir dönüşüm" yaşamasına karşın, takip eden dönemin her yirmi yılı ise farklı sorunlara sahne olmuştur. Örneğin 1940 - 60 dönemi'nde kısır siyasi çekişmeler, ikinci yirmi yılda ideolojik çalkantılar, son yirmi yılda ise kayıtdışı, çete, mafya ekonomisi, Türkiye'nin gelişiminin önündeki engelleri oluşturmuştur. Bir başka değerlemeye göre ise, Cumhuriyet tarihimizde 3 reform yapılmış; Atatürk, "Devlet ve Cumhuriyet" temelleri ile ilgili devrimleri yaparken, İnönü, "demokrasi" ve Turgut Özal da "serbest piyasa ekonomisi" dönüşümlerini gerçekleştirmiştir. Ayrıca, topluma maddi ve manevi büyük kayıplar verdiren güneydoğu terörü, yaşanan ekonomik krizler, doğal afetler, ekonomik ve sosyal gelişmeyi dikkati çekecek biçimde yavaşlatmıştır. Böylece, toplum 2000'li yıllara bıkkın, özlemleri bir türlü gerçekleşmeyen, yoksul, krizlerden yorgun düşmüş, Batılı komşularına gıpta eden duygularla girmiştir. Toplumun tüm kesimlerinde silkinip zenginleşmek, kuşkusuz çağa uygun özgür ve onurlu bir yaşama kavuşmak ümitleri vardır. Türkiye, neden son 60 yılı, özellikle son 10 yılı yeterli bir sıçrama ve büyüme yapmadan geçirmiştir yargısı, sorgulanmaktadır. Örneğin, Japonya ve Türkiye "Meiji Reformu" ve "Tanzimat Fermanı" ile hemen hemen aynı zamanda modernleşme yoluna giren ülkelerdir. Ne var ki bugün geldikleri nokta, 40 bin dolarla 2.500 dolar arasındaki fark kadar büyüktür. Devlet adamı M. Turgut'un "Japon Mucizesi ve Türkiye" eserinde bu farkların nedenleri araştırılmaktadır. İlk akla gelen, eğitim ve kültür farkıdır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, imparator, yaptığı çağrıda, "bütün gücünüzü geleceği kurmak için birleştirin... Ancak bu şekilde, imparatorluğun ihtişamını büyütebilir ve dünyanın gelişimine ayak uydurabilirsiniz" demiştir. Japon modelinin temelinde "bilim, teknoloji ve disiplinli çalışma" vardır. Geleneksel ataerkil "itaat kültürü", sanayileşme için seferber edilmiştir. Esas olarak, Japonya "Batı'yı tüketimde değil, adeta üretimde taklit" etmiştir. Halbuki, Türk modelinde tüketim tercihleri ön planda gelmiştir. Yazarın deyimiyle Japonlar, "kendi insanlarını, kendi değerleri içerisinde yenilemek idraki içerisinde" olmuşlardır. SON ON YILIN DRAMI : "ÜRETMEDEN TÜKETMEK" VE "BORÇLANMAK" B. Eczacıbaşı, TÜSİAD'ın Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, 1990'ları "ekonomik gelişme süreci açısından kaybedilmiş bir dönem" olarak nitelemiştir. Eczacıbaşı'nın verilerine göre, son 50 yılda % 5,2'lik bir büyüme hızı ortalaması yakalayan Türkiye ekonomisi, 1990'larda ancak % 3,9'luk bir ortalama büyümeyi tutturabilmiştir. Aynı dönemde gelişmekte olan ülkelerde ortalama büyüme hızı % 5,5'i, gelişmekte olan Asya ülkelerinin büyüme hızı ise % 7,3'ü bulmuştur. Son 10 yılda Türkiye'de toptan eşya fiyatlarında ortalama artış % 72 olmuş, Türkiye enflasyonda dünya şampiyonluğuna oynarken, reel faizler % 20 - 30 aralığında seyretmiştir." Ayrıca, 10 yılda 9 hükümet kurulup bozulmuştur. Bu rakamsal gelişmelerin sonucu olarak, işadamı, "sorunları biriktiren, çözümleri erteleyen, istikrarsızlık süreci sonunda 1990'ların kaybedildiğini açıkça ortaya koymaktadır" demektedir. Yapılan mukayeseli hesaplara göre, Türkiye'nin GSMH'sı 1990 - 99 döneminde sadece 215 dolar artırılabilmiştir. 10 yılda dünyada en yüksek artışı gerçekleştirenler ise, sırasıyla 16.678 dolarla Lüksemburg, 15.592 dolarla İrlanda, 10.333 dolarla Japonya; gelişenler arasında 3.906 dolarla Yunanistan, 3.176 dolarla Arjantin, 2.468 dolarla Polonya, 2.359 dolarla Güney Kore vb. ülkeler olmuştur. ABD'nin toplam GSYİH'nın % 10'unu New York üretmektedir. Bunun anlamı, 600 milyar dolardır. Bu da basit bir hesapla, Türkiye'nin GSYİH'sının yaklaşık hemen hemen 4 katına yaklaşmaktadır. Aynı 10 yıllık dönemde, toplam olarak yüzde kaç oranında büyüdüğümüze bakacak olursak, sırasıyla, % olarak Polonya'nın 159,5, İrlanda'nın 135,6, Çin'in 135,5, Arjantin'in 73,1, Yunanistan'ın 47,5, ABD'nin 44, Japonya'nın 43, G. Kore'nin 40, Tayland'ın 29,3, Pakistan'ın 24, Hindistan'ın 21,9, Mısır'ın 12,2, Türkiye'nin ise sadece % 8 büyüdüğü görülecektir. Diğer bir deyişle, her yıl % 1'den az bir büyüme. Bu hesaba kuşkusuz son 2 yıldaki krizler, devalüasyon ve benzeri olumsuz göstergeler dahil değildir. Böylece, Türkiye son 10 yılı büyüme bakımından bütünüyle boşa geçirmiştir. 2001 İnsani Gelişme Raporu'na göre, Türkiye 162 ülke arasında 82'nci sırada bulunmaktadır. Bu rapor, ekonomik performans, bireylerin güvenliği, kadın ve erkek eşitliği, insan ve çalışan hakları vb. çok sayıda kritere bağlı olarak saptanmaktadır. "Gelişmişlik Endeksi" açısından, en zayıf halkanın da bilgi alanı olduğu gözlenmektedir. Dünya Ekonomik Forumu'nun "Gelecek İçin Hazır Olma" konulu raporunda ise, Türkiye geleceğe en az hazır ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye'nin göreceli üstünlükleri arasında, genç nüfus, büyüme potansiyeli; zayıflıkları olarak ise, gelir dağılımı, eğitim, medeni haklar sıralanmıştır. Özellikle son 20 senede, "toplumsal değerler"de de büyük bir yozlaşma yaşanmış, toplumsal tercihler bilim, hukuk, akıl ve emek yerine "paranın egemen olduğu" "köşe dönmeci bir zihniyet"e dayandırılmıştır. Gelinen noktada 2001 için küçülme % - 6,1, enflasyon % 54,4'dür. 2002 yılında büyümenin % 4'lere çıkması, enflasyonun % 40'lara inmesi beklenmektedir. Sonuçta, küçülme be