Dergiler / Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi / 2019 / Cilt: 4 - Sayı: 2
Haçlıların Maarretünnumân’da İşledikleri Cürümler
- Sayfa
- 582–602
- DOI
- —
Özet
Antakya’nın 28 Haziran 1098 tarihinde fethedilmesi sonrasında, haçlılar Kudüs’e doğru yola çıkmış, Ma’arra ya da Ma’arratün'numan bölgesini kuşatarak yaklaşık bir ay burada kalmışlardır. Söz konusu bölge fetih hareketlerinden ziyade haçlıların Müslümanlara uyguladıkları katliamla tanınmaktadır. Nitekim haçlı savaşına katılan Orta Çağ müellifleri dahi askerlerin bu insanlık dışı davranışını utanç içinde aktarmışlardır. Ancak buna rağmen bazı yazarların haçlıları koruduğu görülmektedir. Onlara göre haçlıların Müslümanları öldürmesi, etlerini pişirerek yemesi ve Müslüman çocukları şişe geçirmesi, öldürülenlerin altın yuttuğuna inanılarak karınlarının deşilmesi sadece civardaki Türkleri korkutma amaçlıdır. Bu bağlamda Ma’arratün'numan kuşatması haçlı savaşlarında yaşananları ve haçlıların gerçek yüzünü tanımada önemli bir unsur olarak görülmüş ve çalışılması düşünülen bu konuda farklı bir perspektif yakalayabilmek için Türkçe eserlerin yanı sıra Almanca ve İngilizce eserler de kullanılmıştır. Böylelikle söz konusu kuşatmanın ana hatlarıyla Alman ve İngiliz literatüründe nasıl anlatıldığı, gerçekleri çarpıtıp çarpıtmadıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Abstract
After the conquest of Antioch by on 28 June 1098, the Crusaders sailed to Jerusalem and besieged the Ma’arra or Ma’arratün'numan area, staying here for about a month. The region is known not for conquests but for the slaughter of the Crusaders against the Muslims. Indeed, even the medieval writers who participated in the Crusader war have conveyed this inhumane behavior of the soldiers in shame. However, despite this, some authors appear to have protected the Crusaders. According to them, the crusaders should kill Muslims, cook their meat and eat Muslim children, believing that the swallowed gold swallowed the bellies only to intimidate the Turks nearby. In this context, the siege of Ma’arratün'numan was seen as an important element in recognizing the crusaders' experiences and the true face of the crusaders. For this reason, German and English works were used in addition to Turkish works in order to capture a different perspective on this subject. In this way, it is tried to reveal how the siege in question is explained generally in German and English literature and whether they distort the facts.