Dergiler / Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi / 2019 / Cilt: 4 - Sayı: 1
Bir Sürgün Hikâyesi: Maverâünnehir’deki Marâşîler
- Sayfa
- 101–116
- DOI
- —
Özet
Bir topluluk ya da siyasi teşekkül için yaşanabilecek en acı şey, kendi topraklarından sürgün edilmesidir. Yıllarca varlığını sürdürdüğü vatanından her türlü siyasî ve dinî yaşanmışlıklarını bırakarak uzaklaşma zorunluluğu, elbette bu duruma maruz kalan devletler ve kişiler için psikolojik bir darbedir. Özellikle sürgün edilen toplumlardaki ağır buhran onların asimile olarak zamanla hem benliklerine hem de topraklarına yabancılaşmayı normalleştirmiştir. Psikolojik savaş niteliğinde değerlendirebileceğimiz bu durum, tehlike oluşturacak yapı ve kişileri ortadan kaldırmayı başarırken arkasında bıraktığı yıkıntılar noktasında da yüzyıllarca etkisini hissettirmiştir. Bu bağlamda Mâzenderân’da hüküm süren Marâşîlerin sürgün hikâyeleri özellikle Şiâ’ya vurulan büyük bir darbedir. Şiâ ideolojisi çerçevesinde siyasi bir kimlik oluşturan Marâşîler, inançları noktasında sürekli eleştirilerek değersizleştirilmişlerdir. Bu nedenle makale onların hüzünlü sürgünlerini konu edinmektedir.
Abstract
The most sorrowful experience for a community or political formation is their exile from their own land. Being forced to leave one’s homeland where one has existed for years after all kinds of political and religious experiences is certainly a psychological trauma for those states or individuals who are exposed to such a situation. Especially the heavy depression suffered by exiled societies have often led them to assimilation in time, and normalised their estrangement from both their identity and their land. This situation, which can be described as psychological warfare, often leads to elimination of establishments and persons which could pose a threat, and destructive effects are felt for centuries. In this context, the exile story of Marashis that reigned in Mazandaran is a heavy blow inflicted on Shia. Marashis, who had formed a political identity based on Shiite ideology, were continuously criticised for their beliefs, and trivialised. The current article addresses their sorrowful exile.