Dergiler / Ulusal Romatoloji Dergisi / 2022 / Cilt: 14 - Sayı: 2
Sistemik lupus eritematozusta antikor ve klinik bulgular arasındaki ilişkinin araştırılması
- Sayfa
- 66–73
- DOI
- —
Özet
Amaç: Bu çalışmanın amacı ekstrakte edilebilir nükleer antikorlar (ENA) ile sistemik lupus eritematozus (SLE) hastalarından oluşan bir kohorttaki klinik belirtiler arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya romatoloji polikliniğinde takip edilen 2012 SLE sınıflandırma kriterlerini karşılayan 187 erişkin hasta dahil edildi. Ayrıntılı tıbbi öykü, muayene ve laboratuvar incelemeleri kaydedildi. Hastaların tanı anında serumlarında bulunan otoantikorların [antinükleer antikor, anti-dsDNA, anti-Ro/SSA, anti-La/SSB, anti-Sm ve anti-ribonükleoproteinler (RNP)] analizleri üniversite hastanesi rutin klinik immünoloji laboratuvarı tarafından yapıldı. Bulgular: Ortanca yaş 38 yıldı ve 176 (%94,1) hasta kadındı. Ortanca hastalık süresi ise 120 aydı. Ortalama serum anti-dsDNA, kompleman 3 ve 4 seviyeleri sırasıyla 211,7 IU/μL,78 mg/dL ve 12,3 mg/dL olarak bulundu. Bu hastalarda en sık görülen klinik bulgu musküloskletal bozukluklar (%60,4), sonrasında sırası ile mukokutanöz bozukluklar (%57,8), nefrit (%37,4), hematolojik (%18,7) ve nörolojik bozukluklar olarak görüldü (%12,3). SLE olgularının sırasıyla %15, %24, %26,7 ve %11,8’inde anti-Sm, anti-RNP, anti-Ro ve anti-La pozitifliği vardı. Çok değişkenli analizde diskoid raşın anti-Sm pozitifliği ile, Raynaud fenomeninin ve oral ülserin anti-RNP pozitifliğiyle, alopesi, lupus pnömonisi ve perikarditin anti-Ro pozitifliğiyle ve plöritin anti- La pozitifliği ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Sonuç: ENA’lara karşı oluşan antikorların varlığı SLE’li hastaların takibinde oluşabilecek bulguları predikte edebilir ve takipte yarar sağlayabilir.
Abstract
Objective: To investigate the role between antibodies to extractable nuclear antigens (ENA) and clinical manifestations in a cohort of systemic lupus erythematosus (SLE) patients. Methods: The study included 187 adult patients with a diagnosis of SLE. Patients fulfilled the 2012 classification criteria for SLE. Full medical history, general examination, and laboratory investigations were recorded. Analyses of the autoantibodies [antinuclear antibody, antidsDNA, anti-Ro/SSA, anti-La/SSB, anti-Sm and anti-ribonucleoproteins (RNP)] in the serum of the patients at diagnosis were also undertaken by the routine clinical immunology laboratory at University Hospital. Results: The median age was 38 years, and 176 (94.1%) patients were women. Median disease duration was 120 months. Median levels of serum anti-dsDNA, complement 3 and 4 were found 211,7 IU/μL,78 mg/dL and 12,3 mg/dL. The most frequent clinical manifestation of these patients was musculoskeletal disorders (60.4%) the others were mucocutanous disorders, respectively (57.8%), nephritis (37.4%), haematological (18.7%), neurological disorders (12.3%). Anti-Sm, anti-RNP, anti-Ro and anti-La positivity were found in 15%, 24%, 26.7% and 11,8% of SLE cases. Multivariable analysis revealed that discoid rash was independent predictors of anti-Sm positivity; Raynaud phenomenon and oral ulcer were independent predictors of anti-RNP positivity; alopecia, lupus pneumonia and pericarditis were independent predictors of anti-Ro positivity and pleuritis was independent predictors of anti-La positivity. Conclusion: Presence of antibodies against ENAs may predict findings that may occur in the follow-up in patients with SLE and It may be useful for follow-up.