Dergiler / Praksis / 2021 / Cilt: 0 - Sayı: 56
Türkiye’de Alevilik Algısı, Muhataplık Biçimleri ve Tarihsel Süreklilikler
- Dergi
- Praksis
- Sayfa
- 57–84
- DOI
- —
Özet
Türkiye’de yaklaşık son yirmi yılda AKP hükümetleri eliyle geliştirilen kültür politikalarının temel özelliklerinin en iyi gözlenebileceği alanlardan birisi de Aleviliğe dair üretilen söylem ve pratikler olmuştur. Bu alan partinin hem tarihsel ötekisini inşa ettiği hem de Alevilere karşı geleneksel olarak süregelen politik tutumun beslendiği bir düzlem olmuştur. Kapitalist modernleşmenin inşa ettiği kültür politikaları özellikle 20. yüzyılda toplumsal-siyasal-inançsal alanları sanıldığından çok daha fazla etkilemiştir. Hatta bu alanları geleneksel köklerinden radikal biçimde koparak baştan aşağı yeniden biçimlendirdiğini söylemek mümkündür. Referansını modern zaman milliyetçiliğinden alan kültür politikaları, bu anlamda ‘yapıcı/kurucu’ bir işlev üstlendiği söylenebilir. Türk modernleşmesi ve ona eşlik eden kültür politikaları da 19. yüzyılın ikinci yarısından başlamak üzere Türkiye’nin yeni kültürel haritasının oluşumunu etkilemiştir. Etnik ve inanç kimliklerinin bu yeni kültürel haritada kendine yer bul(ama) ması büyük ölçüde Türk milliyetçiliğine evrilecek bu politikaların açtığı veya kapattığı kanallarla ilişkilidir. Neredeyse 20. yüzyılın son çeyreğine kadar devam eden bu politika, Alevilerin de kendilerini görünmez bir alana çekme edimini tetiklemiştir. Özellikle hakim kültürün baskın olduğu mekanlarda yaşayan Aleviler, dramatik deneyimlere maruz kalmışlardır. Cenazeleri, arzu etmedikleri halde camilerden kaldırılmış, ramazan aylarında oruç tutmak zorunda kalmış ya da en azından oruç tutuyor gibi görünmeye gayret etmişlerdir. Kısaca hakim politik kültürün Alevileri hakim inanç ve ritüellerin içine çekme ve böylece adım adım asimile etme süreci, Alevilerin dünyasında da bir ölçüde zorunlu/’gönüllü’ iç destekler yaratmıştır. Bu makalede bugünle geçmiş arasında bağ kurarak son Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’sinin Alevilere/Aleviliğe dair politikalarının dili, şiddeti, etkileri ve yansımaları analiz edilecektir. Alevilerle kurulmayan muhataplık ilişkisinin esasta Alevileri görünmez kılarak bu kimliği kültürel dünyadan silip atmayı hedeflemesine dair kültür politikalarının 21. yüzyıldaki yeni biçimleri tartışılacak; ‘görünmez kılmanın’ teknik olarak artık mümkün olamadığı bugünkü koşullarda Alevilerin görünür meşruiyetine rağmen, istikrarlı yasal tanınmazlığına yol açan arkaplan incelenecektir. Niteliksel yöntemlerle yapılacak bu çalışmada devlet arşivleri ilgili politik tutum ve kültür yönünden taranacak ve konuya dair literatürden istifade edilecektir.
Abstract
The main characteristics of AKP governments’ cultural policies could be best seen in their discourses and practices against Alevism among other groups during the last twenty years. This sphere has been the main area where AKP not only constructed the historical other but also nourished its continuous attitudes towards Alevis. The cultural policies that developed within capitalist modernity had an immense influence on the societal, political, and religious domains in the 20th century. One can suggest that it has radically deprived these domains of their traditional roots and completely reconfigured their structures. In this regard, cultural policies whose point of reference was modern nationalism had a foundationalist/constitutive function. The Turkish modernization process and cultural policies which accompanied it since the second half of the 19th century has likewise had a significant influence on the formation of Turkey’s modern cultural mapping. Certain ethnic identities and beliefs were shunned from this cultural map, and the reasons for this should be investigated within the ways modern political culture (which evolved into Turkish nationalism) operates. This cultural policy that has been active almost until the end of 20th century has enforced Alevis to retreat into a zone of invisibility. Significantly, Alevis living in regions where hegemonic culture was dominant have experienced bitter and dramatic traumas. Their funerals took place in mosques despite it being against their beliefs and wishes and they were forced to fast or to appear as fasting during Ramadan. In brief, the strategy present in Turkey’s dominant political culture was to force Alevis into tepid acceptance of Sunni beliefs and rituals and to progressively assimilate their distinctiveness into a recognizable form. Within the Alevi sphere, this strategy has succeeded in the making of a number of coerced or voluntary supporters of the ruling political culture. This article proposes to bridge past and present and to critically evaluate the last period of the Ottoman Empire and the formative state of the Turkish Republic with regards to policy decisions concerning Alevis and Alevism in terms of semantics, violence, effectiveness, and reflectivity. It will argue that the exclusion of Alevis essentially sought to publicly disown and erase the identity of Alevism from the cultural sphere, and that this policy is still effective in 21st century under new configurations and guises, although it is not technically possible under the given circumstances. It will examine the background against which Alevism, despite its visible legitimacy, consistently faces legal unrecognition. The study will make use of qualitative methods; significant amount of research will take place in the state archives with a particular focus on cultural and political attitudes. It will also discuss and make use the relevant and recent literature within the field.