Dergiler / Hitit ilahiyat dergisi / 2021 / Cilt: 20 - Sayı: 1
İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlıda Devlet-Yezidi İlişkileri
- Sayfa
- 109–138
- DOI
- —
Özet
Yezidiler veya Ezidiler Musul civarında Şeyhan Sincar bölgesi ile Diyarbakır,Urfa ve Mardin kırsal alanında yaşayan Kürtçe konuşan bir inanç topluluğudur.Yezidilik, belirli ailelere özgü, dışardan herhangi birinin kabul edilmediğietno-dinsel bir inançtır. Yezidiliğin ne zaman ve kimin tarafından kurulduğu,menşei, temel inanç figürleri hakkında çözüme kavuşmamış tartışmalardevam etmektedir. Klasik İslam kaynakları Yezidiliğin Sünni bir mutasavvıfolan Adi. b. Müsafir’in (555/1160) vefatından sonra ardılları tarafındandevam ettirilen Adeviye Tarikatı olarak bilinen cemaatin zamanla Sünniİslam inancından uzaklaşarak, sapkın bir inanca dönüştüğü görüşündedirler.Bu inancın İran kökenli Zerdüşt, Mani ve Mitraizm (Mihrperest) gibi dinlerinkalıntısı olarak günümüze geldiğini iddia edenler de vardır. 1514 yılında Musulve Diyarbekir çevresine hâkim olan Osmanlı Devleti, Yezidilerle karşılaştı.Bu tarihten sonra konumuzun başlığında da belirtildiği gibi itaat, itikat veaskerlik üçgeninde Osmanlı’da devlet-Yezidi ilişkileri başladı. Bu dönemdeYezidiler Diyarbekir’den Musul’a kadar uzanan bölgede köyleri talan edenve aşiretleri rencide eden hırsızlık ve eşkıyalıkla uğraşan, Rafızilik gibisapkın bir grup olarak tanıtılmaktadır. Devlete itaat ettiklerinde kendilerinemukataa ve dirlik verilen ve raiyetten sayılan Yezidiler, itaatten çıkıp asidurumuna düştüklerinde ezansız, namazsız ve mülhidlikle suçlanarakcezalandırılmışlardır. Bu anlamda Osmanlı klasik döneminde devletinheteredoks gruplara karşı tavrını din ve itikat değil, daha çok hükümranlıkve itaat ilişkisi belirlemekteydi. Tanzimat’la beraber, geçmişin itaat merkezlidevlet-yezidi ilişkilerine artık inanç ve askerlik üzerinden önce tüm reayanıneşit sayıldığı Osmanlılık, daha sonra ittihad-ı İslam dairesine dâhil edilmedenemeleri eklenmiştir. Yezidi din adamları ve ileri gelenleri itikatlarınınaskerlik yapmaya müsaade etmediğini belirterek orduya katılmayı reddettiler.Klasik dönemde itaat ve isyan üzerinden şekillenen Osmanlı-Yezidi ilişkileriartık itikat ve inanç üzerinden yürütülmektedir. Sünni İslam dairesine alınarakdış müdahalelere fırsat vermeleri engellenmek istenen cemaat ve gruplarayönelik bir dizi proje yürürlüğe sokuldu. Bu bağlamda heyet-i tefhimiye, fırka-iıslahiye, irşad heyetlerinin çalışmaları yanında dini eğitim, mektep ve camiinşaat faaliyetleri başlatıldı. 1891 yılında Binbaşı Abdülkadir Bey ve ulemadanoluşan bir heyet (tefhim heyeti) Yezidileri sapmış oldukları batıl inançtankurtarmak, temeddün ve itikatlarını düzeltmek üzere tatlılık ve güzel sözle dini telkin etmenin (aşılamanın) işe yaramadığını görünce zora başvurdu, şiddetuyguladı. Fırka-ı İslâhiye kumandanı Ömer Vehbi Paşa Musul’da şehrin ilerigelenlerinin huzurunda topladığı Yezidi reislerine itikatlarını tashih ederekEhl-i Sünnet dairesine dönmelerini teklif ettiğinde, kabul etmeyenlere hakaretederek şiddet uyguladı. II. Meşrutiyetten sonra Osmanlı bürokrat ve idarecileriarasında Yezidilerin, Hristiyan ve Museviler gibi askerlikten muafiyet yada bedelli askerlik gibi bir muameleye tabi tutulma talepleri tartışılmayabaşlandı. Bunlara göre, kendilerini Yezidi olarak ifade eden ve itikat eden birkavmin din ve mezhep hürriyeti gereği Yezidi sayılmaları gerektiği, hükümetinYezidilerin tabi oldukları itikadı tanıyarak gayrimüslim milletler gibi ruhanireislerinin tabi oldukları kanunlardan istifade etmelerini dile getirdiler.Bu makalede, Yezidiliğin inanç problemleri bağlamında, Osmanlı-Yezidiilişkilerinde itaat ve itikat faktörlerinden hangisinin daha belirleyici olduğusorularına cevap aranmıştır. “İtaat, itikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlı’daDevlet-Yezidi İlişkileri” adını taşıyan araştırmada Osmanlı Devleti’nin güçlüolduğu klasik dönemde periferideki inanç gruplarına ve cemaatlere karşıtavrını din ve inanç değil, itaatin belirlediğini, dış müdahalelerin baskın olduğuTanzimat sonrasında ise, bu grupların askerlik üzerinden terbiye/temeddünile itikatlarının tashih edilerek merkeze daha güçlü şekilde eklemlenmeyeçalışıldıklarını iddia etmektedir.
Abstract
Yazidis or Ezidis are a Kurdish speaking religion group, living in the Sheyhan and Sinjar region around Mosul as well as rural areas of Diyarbakır, Urfa and Mardin. Yazidism is an ethno-religious faith, which is specific to certain families and in which any person out of this belief is not accepted. There are still unresolved debates about when and by whom Yazidism was founded, its origin, and basic belief figures. Islamic scholars argue that the Yezidism was founded by the community known as Adeviye Sect, maintained by the followers of Adi. b. Müsafir,(555/1160) a Sunni sufi, after his death but then deviated from the belief of Islam in time and became an aberrant religion. Some also claim that this belief has survived as a remnant of Iranian religions such as Zarathustra, Mani and Mithraism (Mihrperest). The Ottoman Empire, occupied the surrounding of Mosul and Diyarbekir in 1514, started to have relationships with the Yazidis. Following this date, the state-Yezidi relationships in the Ottoman Empire regarding obedience, belief and military started. When the Yazidis followed the rules specified by the state, they were granted agricultural lands and areas, and they were accepted to be citizens. However, when they did not obey and revolted, they were accused of being disbeliever, not performing prayers and being aberrant, for this reason, they were punished. In this regard, the attitude of the state towards heterodox groups was determined not by religion and belief, but rather by sovereignty and obedience in the classical period of the Ottoman Empire. With the period of Tanzimat, the state-Yazidi relationships, which was centered on obedience, was first transformed into “Ottomanism”, in which all citizens were accepted equal based on belief and military, and then Pan Islamism. Yazidi clergymen and leading figures refused to join the military by urging that their religion did not allow this. Faith and belief were at that time essential for the Ottoman Empire-Yazidi relationships, which was previously based on obedience and revolt. A number of projects were performed for communities and groups which were wanted to be included in the Pan-Islamism and prevent them from being targeted by foreign interventions. In this respect, in addition to the activities of heyet-i tefhimiye, fırka-i ıslahiye, irşad committees, religious education, school and mosque construction activities were initiated. The offer of the Yazidis to solve military problems by paying a certain amount of money like Christians and Jews was not accepted by the state. After the second constitutional era, the demands of the Yazidis regarding a treatment such as exemption from military service in return for jizya or paid military service as a separate religion like Christians and Jews began to be discussed among the Ottoman bureaucrats and administrators. They stated that the group declaring themselves as Yezidi and believing in this respect had to be accepted as Yazidi in accordance with religious and sect freedom, the State had to recognize the religion of the Yazidis and their spiritual leaders had to benefit from the laws applicable for the spiritual leaders of non-Muslim groups. In this article, it is sought to answer the belief problems of the Yazidis and the question of whether the factor of obedience or belief were more determinant in OttomanYazidi relationships. In this research it is claimed that in the classical period when the Ottoman Empire was powerful, its attitude towards the peripheral belief groups and communities was determined by obedience, not by religion and belief. After the Tanzimat, when the external pressures were dominant, these groups were tried to be included in the center by correcting their beliefs by means of military services. This article is divided into three parts: In the first part, the founder and naming of the Yazidi belief, which constitute the main problem of their history, will be examined. In this context, this section will discuss their relations with Satan and Yazid figures, which they define with a different physiognomy. The second part will analyse the Ottoman-Yazidi encounter in the classical period. The third part will focus on military service, which became the main problem in the state-Yezidi relations after the Tanzimat era. The contradictions in the beliefs of the Yazidis also an important part of this article. Therefore, the mühimme defters and the other archive documents were also used in this study to understand the Ottoman Empire’s approach to Yazidis and the other-similar heretic groups in the classical and the Tanzimat period. This article will fill an important gap by comparing the functioning of the Ottoman state mechanism in the classical and Tanzimat era.