Dergiler / Folklor/Edebiyat / 2012 / Cilt: 18 - Sayı: 71

Çağdaş edebiyatta küreselleşme eğilimleri ve Feridun Zaimoğlu’nun hinterland (2009) romanı

Sayfa
143–163
DOI
—

Özet

Bu çalışmada günümüz edebiyatında ortaya çıkan globalleşme eğilimleri, Çağdaş AlmanEdebiyatı’nda eser veren Türk kökenli Alman yazar Feridun Zaimoğlu’nun “Hinterland” (2009)adlı eserinde ele alınmıştır. Bu amaçla öncelikle Edebiyat çalışmalarındaki “globalleşme”eğilimleri için bir hareket noktası teşkil eden “Dünya Edebiyatı” (Weltliteratur) kavramıirdelenmiştir. Goethe bu kavramla kültürler arasındaki diyaloğu artırmak, tüm ulusların kültürel,edebi bir etkileşim içinde olmalarını hedeflemiştir. Bununla birlikte “öteki”ni anlamanınönemini vurgulamıştır (“Goethes Alteritätstheorie”).Goethe’nin ortaya attığı bu kavram, ÇağdaşEdebiyat çalışmalarındaki yeni yaklaşımların (kültürler arası etkileşim, kültür çalışmalarıv.b.) bir yansıması olarak ele alınmıştır. “Dünya Edebiyatı” kavramından yola çıkılarak edebisöylem çerçevesinde edebiyat-kültür-küreselleşme kavramları irdelenmiş ve birbirileriyle olanetkileşimi vurgulanmıştır. Bu bağlamda küreselleşme, göç, seyahat gibi etkilerle gelişen “GöçmenEdebiyatı” (Migrationsliteratur) üzerinde durulmuştur. Bu yazarlar birden fazla kültüre sahipolmanın verdiği bakış açısıyla yazmakta ve yeni, “melez” (“kulturelle und poetische Hybridität”)bir kültür ve edebiyat oluşturmaktadırlar.Günümüz Edebiyatı’ndaki eserlerin çözümlenmesineve konumlandırılmasına ışık tutan post-kolonyal yaklaşımların (cultural studies, v.b.) kültür veedebiyatta nasıl bir etkiye sahip olduğu tartışılmıştır.Bu yaklaşımlar dikkate alınarak FeridunZaimoğlu’nun eseri incelenmiştir.Zaimoğlu Almanya’da yaşayan Türk kökenli bir yazar olarak, her iki kültüre ait olmanın verdiği etkileri eserlerinde yansıtmaktadır. Bunlardan 2009 yılındakaleme aldığı “Hinterland” adlı romanTürk kökenli bir Alman olan Ferda ve Aneschka adında Çekbir bayanın hikayesidir. Eser bu iki kişinin beraberlikleri ve bu ilişkinin onları sürüklediği ülkeve kültürler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Hikaye Prag’da başlayıp daha sonra Berlin’e, İstanbul’a,Ankara’ya, Budapeşte’ye, Föhr Adası’na ve Krakov‘a uzanır. Ana figür Ferda sevdiği kadındanbağımsız olarak yaptığı bu seyahatlerde farklı kültür ve bu kültürlere ait insanlara rastlar. ÖrneğinPolonya’da tahta oymacılığı ile hayatını kazanan Tatar Ismael Sobolewski ile karşılaşır. Kendisinihem Tatar, hem Polonyalı, hemde Müslüman olarak tanıtan bu kişiden Ferda çok etkilenir. Buinsanların hikayelerini dinlerken, insanların gerçekte sadece bir kültüre ait olmadığını, yaşadığıçevreden birden fazla kültürün etkisi altında kaldığının farkına varır. Bu kültürel çeşitliliğininsanı zenginleştirdiğini düşünür. Yerli-Yabancı, siyah-beyaz, doğu-batı gibi birtakım kalıplarınyıkıldığını (“Dekonstruktion)” ve “öteki”ni anlamanın önemini kavramaktadır (“Differance”).Ferda Türkiye’ye gittiğinde önce İstanbul’da karşılaştığı kültürel zenginliği hayretle karşılar.Burada kendini “İstanbullu” sayan, ancak yine farklı kültürel etkilere sahip kişilerin hikayelerinidinlerken, İstanbul’u da daha yakından tanır. Daha sonra köklerinin uzandığı Ankara’ya gider,geleneksel aile yemeğinde tanıdık, ama ait olmadığı bir kültürde bulur kendisini ve yine kendikimliğini sorgular. Romanın sonunda Polonya’da bir Gürcü lokantasında otururken, Türk- Çeçen kökenli bir aileden gelen, ancak kendisini Alman olarak tanımlayan Ferda, Aneschka’yamemleketine, Almanya’ya, Berlin’e dönmek istediğini söyler. Ferda bunu dile getirirkenbile memleketinin orası olduğundan emin değildir, aslında evinin nerede olduğunu kendisi debilmemektedir. Memleket onun için somut bir ülkeden çok, soyut ve bilinmeyen bir yerdir. HomiK.Bhabha(1990)’nın vurguladığı gibi, kendini birden fazla kültüre, ulusa ait gören kişiler içinbu kaçınılmazdır. Zaimoğlu’nun eserinin adında, Ferda’nın veya günümüz insanının memleketisaklıdır aslında: “Hinterland” (hinterlant). Zaimoğlu eserinin başlığına bu askeri terimi verirken,kişinin hem içte hem dışta verdiği savaşa işaret etmektedir. Verilen bu savaş romanda Ferda’nın bir kültüre ait olma isteği ve bu aidiyet duygusunun yitirilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.