Dergiler / Felsefi Düşün - Akademik Felsefe Dergisi / 2018 / Cilt: 0 - Sayı: 10
ORTAÇAĞDAN RÖNESANSA: HÜMANİZM VE BATI FELSEFE GELENEĞİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRMESİ
- Sayfa
- 170–203
- DOI
- —
Özet
Rönesans, kökenleri XI. yüzyılda Avrupa’da kentlerin ve ticaretin canlanmasına kadar geri götürülebilen, ancak belirgin bir biçimde ortaya çıkışı XV. yüzyılda İtalyan kent-devletlerinde mümkün olan öncelikli olarak edebiyat, resim, mimarlık gibi sanat alanlarında belirginleşerek zamanla tüm Avrupa’ya yayılan bir yenileşme hareketidir. Rönesans’ın tartıştığı konular, insan yaratıcılığı ve dehasıyla ortaya koyduğu tüm eserler dikkate alındığında onu ‘süreklilik içinde bir değişim’ olarak değerlendirmek mümkündür. Bu bakımdan Rönesans, üzerinde yükseldiği Ortaçağdaki kimi değişimlerin etkilediği ve kendinden sonraki modern dünyanın oluşumunu biçimlendiren bir yenileşme hareketidir. Burada süreklilik kadar kopuş, benzerlikler kadar farklılıklar, uyum kadar karşıtlık da vardır. Ortaçağ(lar)dan kopuşu oluşturan en önemli unsur hiç şüphesiz bu dönemle birlikte insanın, kendi eylemiyle kendini gerçekleştiren, kendi tarihini kendi yapıp ettikleriyle oluşturan bir varlık olduğu anlayışıdır. En yetkin ifadesini ‘yurttaşlık Hümanizması’ akımında bulan bu akım, kamusal hayata etkin katılım ve siyasal görev bilincinin ve erdeminin yüceltilmesidir. Böylece bütün bir Ortaçağa damgasını vuran tümüyle tefekkür hayatının (vita contemplativa) yüceltilmesine karşıt bir biçimde ilk kez vita activa, insanın siyaseten etkin olması, hayatını kendi eylemleri ve kararlarıyla biçimlendirebileceği görüşü yüksek sesle dile getirilmiş ve gerçeklik kazanma şansı yakalamıştır. Bu bakımdan, Batı felsefe geleneği içinden bakıldığında (Machiavelli’ye kadar) Rönesans’ın ayrı bir felsefi akım yaratamamış olması anlaşılırdır. Kendine dayanak oluşturacak bir felsefi gelenek bulamayan bu ilk dönem, bütün bir Ortaçağ boyunca devam eden Aristoteles ve Platon arasındaki çekişmelerin yeni döneme uygun olarak yeni sentezlere varılmasıyla yetinmek zorunda kalmıştır.
Abstract
Renaissance is a reform movement which has roots that can be extended as far as the European city and trade enlivenment in the 11st century. Its visible appearance however became possible in 15th century Italian city states and primarily in the artistic endeavors of literature, painting and architecture. Renaissance, eventually spread all over Europe. When we take into account, all subjects that Renaissance discussed, and all artifacts that human creativity and genius has brought into existence, it can be understood as a ‘change in continuity’. In this regard, Renaissance is a reform movement which is influenced by some changes in the Middle Ages, and which also has influence on the formation of the modern world after itself. Here, a break as much as continuity, differences as much as similarities and dichotomy as much as agreement exists. The most important factor that formed the break from the Middle Ages is certainly the understanding that a human being realizes herself with her own deed, and is a being that builds her own history through what she does. The movement which finds its most complete expression in ‘civic humanism’, is elevation of the virtues of active participation in civic life and a conscience of political duty. Thus, contrary to the glorification of a contemplative life (vita contemplativa) which influenced to the whole Middle Ages, for the first time, vita activa, the idea that a human being can be politically active, shaping her life with her own actions and decisions has been voiced and got chance to gain realty on. In this respect, it can be understood that Renaissance (until Machiavelli) did not create a distinctive philosophical current in the terms of Western philosophical tradition. This early period, unable to find any mainstay in the philosophical tradition to build on itself, had to be contended with getting new syntheses in accordance with the new turn in the controversy between Plato and Aristotle which have continued throughout the whole Middle Ages.