Dergiler / Felsefe Dünyası / 2020 / Cilt: 2 - Sayı: 72

Epistemolojik Bir Sorun Olarak Ihtiyatlılık Ilkesi

Precautionary Principle as an Epistemological Problem - Is it Protecting or Paralyzing?

Sayfa
255–268
DOI
—

Özet

İhtiyatlılık ilkesi, dünyada sürdürülebilir kalkınmaya yol göstermeyi amaçlayan ilke-lerden biridir. Tarihsel olarak, yeni teknolojilerden, ürünlerden, yeniliklerden kaynakla-nabilecek önlenebilir zararları engelleme ihtiyacı sonucunda bir ilke olarak gelişmiştir. İhtiyatlılık ilkesi “önleme tedaviden daha iyidir” veya “üzülmektense tedbirli olmak iyidir” cümleleri ile özetlenebilir. İhtiyatlılık ilkesinin hem muhalifleri hem de destekçileri var-dır. Muhalifler, bu ilkenin teknolojinin gelişimini yavaşlatacağını veya durduracağını savunmaktadırlar. Bu makalede, ihtiyatlılık ilkesinin yeni teknolojilerin ve yeniliklerin uygulanması konusunda bizi durdurmak yerine bizi olası herhangi bir çevresel zarardan koruduğu iddia edilmektedir. Bu makalede, ihtiyatlılık ilkesi epistemolojik bir sorun ola-rak ele alınarak, eleştirilere cevap verilerek ve ayrıca ilkenin tarihsel evriminden, tanı-mından, uluslararası anlaşmalarda kullanılmasından ve bir örnek vakadan bahsedilerek tartışılmıştır.

Abstract

The precautionary principle is one of the principles which are intended to lead sustainable development in the world. Historically, it has evolved as a principle because of a need to prevent evitable harms that may arise from new technologies, products, innovations. We can summarize the precautionary principle as “prevention is better than cure” or “better safe than sorry.” There are both critics and supporters of the precautionary principle. Criti-cs argue that it will slow down or stop development of technologies. In this paper, I argue that the precautionary principle protects us from any possible environmental harm, ins-tead of paralyzing us regarding the implementation of new technologies and innovations. I discuss the precautionary principle as an epistemological problem, by answering the criticisms, and also by mentioning the historical evolution of the principle, its definition, its uses in the international agreements, and a case study.