Dergiler / Çankaya University Journal of Humanities and Social Sciences / 2020 / Cilt: 14 - Sayı: 2
Arşivi Okumak: Julian Barnes’ın Seni Sevmiyorum ve Aşk, Vesaire Adlı Eserlerinde Karakter İnşası
- Sayfa
- 141–157
- DOI
- —
Özet
Bu çalışma, Julian Barnes’ın iki kanatlı tabloyu andıran Seni Sevmiyorum (1991) ve Aşk, Vesaire (2000) adlı eserlerinde karakter yaratım sürecini yazarın kendi arşivi üzerinden ve özellikle yazarın notları, eskizleri ve karalamalarına odaklanarak inceler. Arşiv niteliği taşıyan bu türden dokümanlar, roman başkahramanlarının karakter özellikleri ve işlevlerinin yazar tarafından en başından itibaren nasıl oluşturulduğuna dair bilgi verir. Ayrıca, böylesi dokümanlar, yazarın her bir karakter için o karaktere özgü kişilik özelliklerini yansıtacak bir dil oluşturmada gösterdiği özeni de gözler önüne serer. Bu çalışma, Barnes’ın her bir karakterine ayrı bir ses verebilmek için yaptığı dilsel seçimlerin üzerinde özellikle durur. Ek olarak, Barnes, karakterler arasındaki güç dengesine de dikkat etmiştir ve çalışmanın konusunu oluşturan iki romanın genetik eleştirisinin açık ettiği üzere, romanlardaki ana kadın karakteri aşk üçgeninin oluşturulmasında başı çeken kişi olarak tasarlamıştır. Edebi yaratım süreçleri üzerine ışık tutan bu makale, Barnes’ın metinlerinin “palimpsest” vari özelliklerini ortaya çıkarmayı ve yazarın karakter inşası konusunda kendine özgü yaklaşımının anlaşılmasına yardımcı olmayı hedeflemektedir.
Abstract
The aim of this article is to examine the meticulous way in which Julian Barnes created his characters in the diptych Talking It Over (1991) and Love, etc. (2000) through an exploration of his archives, more specifically his preliminary notes, sketches and drafts. These archival documents shed light on the protagonists’ main characteristics and functions which Barnes sketched from the start. They also reveal the writer’s great care in devising idiosyncratic languages for each character, which are reflective of their personalities. The paper comments in particular on the linguistic choices made by Barnes to ensure that each voice was singular. The writer was also attentive to the balance of power between the characters and the genetic dossier for the two novels reveals that he devised the female character in the trio as the “prime mover”. By casting light on the living process of literary creation, this article uncovers the intricate palimpsest of Barnes’s work and helps understand the writer’s unique approach to characterisation.