Dergiler / ADALYA / 2009 / Cilt: 0 - Sayı: 12

Orta ve Doğu Dağlık Kilikia'nın Korsanlıkla İlişkisi

The Connection of Eastern and Central Cilicia with Piracy

Dergi
ADALYA
Sayfa
77–102
DOI
—

Abstract

İ.Ö. 2 ve 1. yy.’larda oldukça güçlenmiş olan Kilikia korsanlarının hangi coğrafyada konuşlanmış olduğu uzun zamandır üzerinde tartışılan konulardan biridir. Bu makale, korsanların yayılım alanı hakkındaki görüşleri yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Günümüzde genel kabul gören anlayışa göre korsanların merkezi, yoğun olarak Lykia, Pamphylia kıyılarıdır. Korakesion kentinin bulunduğu Batı Dağlık Kilikia bölgesi de korsanların önemli merkezleri arasındadır. Orta ve Doğu Dağlık Kilikia bölgesi ise bu yayılımın dışında tutulmakta, farklı yazarlar tarafından, korsanlık faaliyetlerinin Pamphylia’nın, Anemurium’un veya Kalykadnos’un doğusuna taşınmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Oysa Strabon’un bazı aktarımları, Doğu Dağlık Kilikia bölgesinde de korsanların varlığına işaret etmektedir. Nitekim korsanların ve korsanlığın aktif bir yapısı vardır. Gelişme döneminde, büyüyen bir yayılım alanına sahiptirler. Roma’nın hamleleri sonucunda ise korsanların yayılım alanının değiştiği ve küçüldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle korsanların bütün dönemler boyunca aynı sınırlar içinde kaldıkları gibi bir kanıya kapılmak hatalara yol açacaktır. Mihridates savaşları ve Roma’nın baskı politikası sonucu büyüyen ekonomik problemler, Anadolu’daki pek çok halk gibi, Orta ve Doğu Dağlık Kilikia halkını da Roma’ya karşı isyan noktasına getirmiştir. Hellenistik Dönem’de paralı askerlik yapan ancak Hellenistik krallıkların zayıflaması sonucu bu seçenekten de yoksun kalan Dağlık Kilikia halkı, Roma’nın Anadolu’ya yerleşmesi sonrasında korsanlık yapıp yapmamak ikilemiyle karşıkarşıya kalmış ve bir seçime zorlanmıştır. Dolayısıyla, korsanlara karşı koyabilecek hiçbir gücün bulunmadığı geç Hellenistik evrede, Orta ve Doğu Dağlık Kilikia halklarının korsanlarla işbirliği yapmaması için hiçbir neden görünmemektedir. Bu gerekçelerle, korsanların doğu sınırının Pamphylia, Anemurium veya Kalykadnos civarında olması gerektiği şeklindeki öneriler dayanaksız kalmaktadır. Orta Dağlık Kilikia’nın önemli kentlerinden biri olan Nagidos’ta yapılan kazı çalışmaları, İ.Ö. 2. yy. ortalarına doğru kentin terk edildiğini ortaya çıkarmıştır. Aynı dönemde Kelenderis’te de olağan dışı bir durumla karşılaşılmaktadır. Bu merkezde Nagidos’taki kadar dramatik bir depresyon görülmese de, her türlü arkeolojik buluntunun ciddi oranda azaldığı anlaşılmıştır. İki antik kent arasındaki bu paralellik, geniş bir alana yayılan ortak bir problemin varlığına işaret etmektedir Bu durgunluk döneminin bir benzeri, İ.Ö. 1. yy. ilk yarısında Olba bölgesinde de karşımıza çıkmaktadır. Bu evrede Olba Rahip Krallığında bir kaos döneminin yaşandığı ve özellikle mimari anlamda ciddi bir durgunluk dönemine girildiği anlaşılmaktadır. Budurgunluğun gerekçesi de korsanlığın Doğu Akdeniz’deki yayılımı olmalıdır. Bu noktadanhareketle, “Kilikia Korsanları” olarak tanımlanan topluluk içinde, Olba Rahip Krallığına mensup insanların bulunup bulunmadığı, eğer varsa hangi evrede ve hangi şartlar altında korsanlarla birlikte hareket ettikleri sorgulanmalıdır. Olba bölgesinin Seleukoslara bağlı olduğu İ.Ö. 2. yy.’da korsanlıkla henüz ilişkisinin olmadığı anlaşılmaktadır. İ.Ö. 90 yıllarından İ.Ö. 67 yılına kadar geçen zaman diliminde ise korsanlığın yayılımı konusunda bazı ipuçları bulunmakla birlikte, bu hareketli dönemi tatmin edici ölçüde aydınlatmak mümkün olamamıştır. İ.Ö. 78–75 yıllarında Servilius Vatia’nın başarılı Isauria seferi gerçekleşmiştir. Seferin Isauria odaklı olması, korsanların kendi amaçları doğrultusunda Isauria’dan besleniyor olabileceğini düşündürmektedir. Bu evrede korsanların batıya çekildikleri ve ana üslerini Girit’e taşıdıkları bilinmektedir. Ancak aynı süreçte, Anadolu’nun güney kıyılarında ve özellikle Olba bölgesinde idareyi korsanların ele geçirdiği yönünde bir bilgi bulunmaktadır. Bu durum son derece olasıdır çünkü Servilius Vatia’nın seferinin ardından, Kilikia Tracheia’da kalıcı bir huzur ortamı sağlanamamıştır. Korsanlık devam etmiştir ve korsanların Dağlık Kilikia’nın neresinde üslendikleri tespit edilememektedir. Ancak Strabon’un aktardığı bir anekdota göre, Aba’nın babası Ksenophanes’in olasılıkla bir darbe yaptığı ve yönetimi ele geçirdiği görülmektedir. Bu aktarımda, aynı Ksenophanes tiranlardan biri olarak tanımlanmakta ve tiranların da korsanları örgütlediği ifade edilmektedir. Tiran ve korsanların yok edilip, resmi idarecilerin tekrar başa geçmesinin ardından, Aba’nın evlilik yoluyla hanedana dâhil olduğu anlaşılmaktadır. Strabon’un bu aktarımlarıyla ilgili olarak, Olba Rahip Krallığının idaresini ele geçirmiş olan tiranların varlığını kanıtlayan epigrafik belgeler bulunmuştur. Dolayısıyla Strabon’un bu konuda verdiği bilgilerin gerçek olduğu ve bir senaryo üretmediği anlaşılmaktadır. İ.Ö. 1. yy. ilk çeyreğinde meydana gelen bir diğer gelişme, Seleukos hanedanının son üyelerinden Philip I ve oğlu Philip II’nin Olba topraklarına sığınmış ve bir süre burada yaşamış olmalarıdır. Olba bölgesinde, Philip II dönemine ait olan yazıtlarda, Strabon’untiranlarla ilgili anlattıklarını destekleyen bilgiler bulunmuştur. Bu yazıtlarda, Olba Rahip Krallığının tiranlar tarafından ele geçirilmiş olduğuna ve daha sonra tiranların tasfiye edildiğine dair bilgiler yer almaktadır.Aynı dönemde birbiri ardına meydana gelen bu olayları bir tesadüfler zinciri olarak yorumlamak zordur. Servilius Vatia’nın Lykia, Pamphylia, Isauria bölgelerini kapsayan seferinin hemen ardından, Olba bölgesinde tiran ve korsanların ortaya çıkmış olması ilginçtir çünkü Servilius Vatia çok sayıda korsan ve haydudu ortadan kaldırmış olmasına rağmen, kaçanların sayısı da az değildir. Lykia, Pamphylia, Isauria bölgeleri bu seferin ardından korsanlardan temizlenmiştir. Kaçan korsanların ana merkez üssü Girit’e taşınmış ancak Olba Rahip Krallığının tiranların eline geçmesi de aynı dönemde gerçekleşmiştir. Tiran ve korsanların varlığı, Olba bölgesi ve çevresinde oluşan otorite boşluğunu göstermektedir. Dolayısıyla bu süreç, Seleukosların ve Roma’nın bölgedeki acizliğini anlatmakla birl