Dergiler / ADALYA / 2010 / Cilt: 0 - Sayı: 13

Likra şehirciliğinin ünik bir örneği Rhodiapolis

Rhodiapolis, as a unique example of Lycian Urbanism

Dergi
ADALYA
Sayfa
29–63
DOI
—

Özet

Yabancı Öz Yok

Abstract

Kentin bilim literatürüne ilk girişi 1842'de İngiliz araştırmacılar Th. Daniel, T. A. B. Spratt ve E. Forbes sayesinde olmuştur. Asıl keşfi de Avusturyalı bilimciler O. Benndorf ve ekibi tarafından gerçekleştirilmiştir. Kentin arkeolojisi üzerine kapsamlı bir kazı-araştırma projesi ilk kez 2006'da N. Çevik tarafından tümcül bir proje olarak başlatılmıştır.Antalya İli Kumluca İlçesi'nin hemen kuzeyindeki Sarıcasu Köyü'nün arkasında yükselen denizden 300 m yüksekliğindeki tepe ve çevresinde kurulmuştur. Tepenin güneyinde Kumluca düzlüğüne ve Akdeniz'e bakan yamaç yapılarla doludur. Rhodiapolis'in en önemli özelliği şehirciliğidir. Dar ve zor arazide oldukça başarılı planlanmış kompakt bir kent yaratılmıştır. Yapılar arasında neredeyse sadece cadde ve sokak boşlukları dışında bir boşluk bulunmayacak biçimde çoğunlukla sıkı-organik bir bağ içerisinde inşa edilmiştir. Eğimli arazide kentsel yapılaşmaya olanak tanıyan çok sayıda teras, çoğunlukla sarnıçlar ile oluşturulmuştur. Bu akılcı çözümle hem yerleşimin su ihtiyacı karşılanmış hem de yapılara uygun düzlükler sağlanmıştır.Rhodiapolis şehirciliğine dönemsel olarak bakıldığında, her bir dönem için aşağıda ana hatları çizilen Roma şehirciliğinden farklı resimler çıkmaktadır. Alan aynıdır, ancak şehir ve yapılar farklıdır. Her dönemde yerleşim yeri seçimi, makroformlar ve dokuların oluşumunda coğrafya ile iklim belirleyiciliğini korumuştur. Roma ve Bizans Dönemleri yerleşim özelliklerinin anlaşılabilmesi için yeterli veri varken Roma öncesi dönemler için aynı şeyi söylemek zordur. Özellikle seramik bulgularla varlığına tanık olduğumuz İ.Ö. 8. yy. sonu ve sonrasına ilişkin herhangi bir mimari kalıntı henüz bulunamamıştır. Dolayısıyla erken dönemlerin yerleşim biçimleri konusunda, küçük buluntularla belgelenen varlıkları ötesinde söyleyebilecek hiçbir şey şimdilik bulunmamaktadır. Roma ve Bizans Dönemleri şehirciliğinin de birkaç evreden oluştuğu görülmektedir.Klasik Dönem'de orta ölçekli bir yerleşim olduğu 26 adet kaya mezarının varlığından ve Likçe yazıtlardan bellidir. Ancak bu mezarların sahiplerinin yaşamlarına ilişkin bir mimari kalıntıya henüz rastlanmamıştır. Beklentimiz, Klasik Dönem halkının tepe üstünde Yaşadığı yolundadır. Diğer bir grubun da kuzey vadideki kaya mezarlarının olduğu bölgede daha küçük bir yerleşim oluşturdukları da, özellikle konutlara ait kalıntılardan öngörülmektedir.Helenistik Dönem'in varlığı hem kalıntılar, hem heykel altlıkları hem yazıtlar hem de •sikkeler aracılığıyla doğrulanmıştır. Bu dönemde tiyatro önü teraslarının var olduğu bazı duvar işçiliklerinden anlaşılmaktadır. Toplantı Salonu alt katmanından, teras duvarı yıkıntısı içinde bulunan Helenistik anıtlara ait mimari elemanlar bu varlığı güçlendirmektedir.Roma Dönemi içinde her yüzyılda farklı yapılaşmalar, ekler ve revizyonlar olduğu görülse de özellikle İ.S. 2. yy. Rhodiapolis'de en parlak şehirciliğin söz konusu olduğu ve bugün görünen Roma Dönemi kalıntılarının çoğunlukla oluştuğu en parlak zamandır. Tamamen arazi şartlarına göre biçimlenmiş bir Roma kent modeli görülmektedir. Bu model Roma'nm sadece Küçük Asya'da görülen Helenistik-Roma ortak karakterli şehirciliğidir. Tüm yapılar incelendiğinde ve özellikle rezervuar ve sarnıçların konumlarına bakıldığında, kentin en yukarıdan tepe yamacında aşağıya doğru gelişmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumu yerleşim içi yol ağı da göstermektedir. Bir Roma kentinde bulunan tüm yapı tipleri -küçük boyutlarda da olsa- örneklerini Rhodiapolis'te bulmaktadır. Kenti oluşturan yapıların büyük kısmı diğer yerleşimlerden farklı ölçeklerde benzerleri bilinen, tiyatro, hamam, stoa gibi yaygın yapılar iken, yuvarlak formlu tapınak, asklepeion ve kütüphane gibi bir kısmı da Likya'da henüz bilinmeyen yapı örnekleridir. Sebasteion ise bu yapısıyla/ planıyla Anadolu'da tektir. Sebasteion'un doğu bitişiğinde, sebasteionla birlikte aynı yapı kapsamında planlanmış olan Opramoas ata kültü salonu da yerel bir egemen aileye yapılmış bölgede benzersiz özel bir yapıdır. Likya'da şimdilik bilinmeyen Asklepeion ise varlığını, bu kültün bölgedeki kurucusu Rhodiapolisli hekim tterakleitos'a borçludur. Bu kamu yapılarının fonksiyonları ve birbirleriyle olan fonksiyonel ilişkileri şehir içerisindeki konumlarında belirleyici olmuştur. Örneğin Asklepeion, kütüphane ve sebasteionun bir ada (Dinsel ada) oluşturması ya da tiyatro, stoa ve agoranın başka bir ada (Sosyal ada) oluşturması gibi. Çoğunlukla birbirinden tam bağımsız olmayan, bazı duvarları yada mekanları ortak birleşik yapılar da söz konusudur. Bu nedenle bazı yapıların fonksiyonlarında da örtüşmeler görülmektedir. Örneğin Opramoas Stoası ile tiyatro, batı kesimde birleşmiştir. Ve böylelikle giriş ve tiyatro dışı trafiğinin çözüldüğü bu örneksiz uygulama yaratılmıştır. Eğimli arazide kentsel yapılaşmaya olanak tanıyan çok sayıda teras çoğunlukla rezervuar-lardan / sarnıçlardan oluşturulmuştur. Bu akılcı çözümle hem yerleşimin su ihtiyacı karşılanmış hem de yapılara uygun düzlükler sağlanmıştır. Sarnıçlardan elde edilen düz alanlar genellikle yapıların avluları, G yapısı gibi örneklerde ise avlunun yanısıra alt yapı olarak da işlevlendirilmiştir.Tüm yapıların girişleri yollara bakmaktaydı. Bu durum sadece fonksiyonel değil aynı zamanda estetik bir ortak yaşam ortamı oluşturma çabasının da sonucuydu. Büyük kentlerde pek çok sosyal cazibe merkezi bulunduğundan tek bir merkeze mecburiyet olmamaktadır. Rhodiapolis gibi orta ölçekli yerleşimlerde tek bir sosyal rekreasyon alanı olduğundan tüm diğer yapılar da bu merkezi cazibeden ve trafikten yararlanmak için aynı alan etrafında, olabildiğince en yakınında konumlandırılmaktaydı. Yerleşimcilerine görsel, estetik ve fonksiyonel bakımdan yaşanabilir bir kent sunmak şehir plancıların/mimarların işiydi. Kentler, toplumu yapılandıran ve ona ahenk veren güçlü ve temel bir araç olarak yönetim politikası paralelinde yapılandırılıyordu. Kentteki mekanlar ve mekanlardaki etkinlikler halkın, kentlerini benimsemelerini sağlayacak biçimde