Dergiler / Veteriner Cerrahi Dergisi / 2002 / Cilt: 8 - Sayı: 3
Veteriner cerrahide girişimci ultrasonografi
- Sayfa
- 11–19
- DOI
- —
Özet
Girişimci ultrasonografı, diagnostik ultrasonografı yardımıyla, karın boşluğundaki serbest sıvıların ve organlara ilişkin kistik sıvı ya da apse içeriklerinin aspirasyonu ve instilasyonu ile, organ biyopsileri ile alınan materyallerin histolojik muayenelerinden yararlanmayı içermektedir. Muayene sırasında veya sonrasında ultrason rehberliğinde yapılacak olan bu girişimlerin, klinik, radyolojik, ultrasonografık ve laboratuvar destekli verilerin yetersiz olduğu tam kriterlerine, kesin tanıya ulaşılacak çok önemli katkıları vardır. Bu nedenle karaciğer, dalak, böbrekler, pankreas ve prostat gibi organlara ilişkin birçok hastalığın gerek tanısı, gerekse ayırıcı tanısında girişimci ultrasonografınin önemi çok büyüktür.Bu çalışmada girişimci ultrasonografınin veteriner cerrahi alanında en çok kullanılan, ultrason rehberliğinde perkutan organ biyopsileri üzerinde çalışılarak, elde edilen materyallerin histolojik kaliteleri, ilgili organla uyum yüzdeleri ile biyopsi öncesi ve sonrası hematolojik ve biyokimyasal değerler arasındaki farklılıkları değerlendirilerek, klinik hastalara uygulanabilirliği konusunun araştırılması amaçlanmıştır.Bu düşünceyle 20 sağlıklı köpekte ultrason rehberliğinde, karaciğer, dalak, böbrekler ve prostatın perkutan biyop-sileri yapıldı. Elde edilen örnekler histopatolojik olarak doku kalitesi ve değerlendirilebilirliği yönünden incelendi. Köpeklerin biyopsi öncesi ile biyopsi sonrası 1., 3. ve 7. günlerde klinik ve laboratuvar muayeneleri yapıldı.Biyopsi materyallerinin histolojik incelemelerinde, karaciğerden alınan dokularda % 70, dalakta % 70, sol ve sağ böbrekte % 60, prostatta % 55 oranında ilgili organla uyumluluk saptandı, biyopsi materyallerinin incelene-bilirlik kalitesi ise karaciğer, dalak ve sağ böbrekte % 95, sol böbrekte % 100, prostatta % 89 olarak belirlendi.Hematolojik ve biyokimyasal bulguların değerlendirilmesinde ise, hemogram. değerleri biyopsi sonrası L, 3. ve 7. günlerde normal sınırlar içerisinde seyrederken, total lökosit değerleri biyopsi öncesiyle karşılaştırıldığında diğer günler artış gösterdi. Nötrofıl sayısının, total lökosit sayısına paralel olarak arttığı tespit edildi. Serum biyokimyasal değerleri ise normal sınırlar içerisinde olup, günler arasında istatistiki önem taşıyan farklar saptanmadı. İdrar analizinde ilk üç güne kadar önemsiz sayılabilecek makroskobik hematüri, sonraki günlerde yalnızca mikroskobik bakıdaki yer yer görülen eritrositlerle sınırlıydı.Sonuç olarak, tanı amaçlı perkutan organ biyopsilerinin elde edilen örneklerin değerlendirilebilirliği açısından memnuniyet verici olduğu, hayvanın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek önemli bir yan etkisi bulunmadığı ve bu tekniğin diagnostik açıdan değerli olduğu kanısına varıldı.
Abstract
Interventionelle Sonographie umfasst die Aspiration und Instillation von freier Bauchhöhlenflüssigkeit, zystischen Gebilden oder Abszessen in Organen mit Hilfe diagnostischen Ultraschalls und die Entnahme von Gewebeproben für die histologische Untersuchung. Die während oder nach der Untersuchung unter Ultraschallsicht durchgeführten Eingriffe liefern einen sehr wichtigen Beitrag, wo klinische, radiologische oder labordiagnostische Verfahren für eine definitive Diagnose nicht ausreichen. Aus diesem Grund hat die interventioneile Sonographie für die Diagnose und Differentialdiagnose von Organerkrankungen wie die der Leber, Milz, Nieren, Pankreas und Prostata eine große Bedeutung.Ziel dieser Studie war es mit Hilfe der ultraschallgeführten perkutanen Organbiopsie Gewebeproben zu entnehmen und diese auf ihre histologische Qualität und auf die prozentuale Übereinstimmung mit dem Zielorgan zu überprüfen. Weiterhin sollte erforscht werden, inwieweit sich hämatologische und biochemische Parameter vor und nach der Biopsie verändern, um diese Technik im Anschluss bei klinischen Patienten einzusetzen.Als Material für die ultraschallgeführte perkutane Biopsie der Leber, Milz, Nieren und der Prostata standen 20 gesunde Mischlingshunde zur Verfugung. Die gewonnenen Proben wurden auf ihre histo-pathologische Qualität und Auswertbarkeit untersucht. Vor und 1, 3 und 7 Tage nach der Biopsie wurden die Hunde klinisch und labordiagnostisch untersucht.Bei der histologischen Untersuchung der Gewebeproben stellte sich heraus, dass bei der Leber 70 %,bei der Milz 70 %, bei der rechten und linken Niere 60 % und bei der Prostata 55 % Übereinstimmung mit dem Zielorgan vorhanden war, wogegen die Auswertbarkeit des Gewebestückes bei der Leber, Milz und rechten Niere als 95%, bei der linken Nieren als 100% und bei derProstata als 89 % bewertet wurde. Die hämatologischen und biochemischen Parameter bewegten sich 1, 3 und 7 Tage nach der Biopsie innerhalb normaler Grenzen, wobei die Gesamtleukozytenzahl im Vergleich mit den Werten vor der Biopsie, an den Tagen nach der Biopsie einen Anstieg zeigte. Die Zahl der neutrophylen Granulozyten stieg ebenso parallel zum Anstieg der Gesamtleukozytenzahl. Die biochemischen Werte im Serum verliefen ebenso im normalen Grenzbereich und eine statistisch signifikanter Unterschied zwischen den Tagen konnte nicht festgestellt werden. Die Urinanalyse zeigte an den ersten drei Tagen nach der Biopsie eine makroskopische Hämaturie, die sich in den darauffolgenden Tagen auf wenige mikroskopisch sichtbare Erythrozyten beschränkte. Anhand dieser Ergebnisse ist man zu dem Schluss gekommen, dass die diagnostische perkutane Biopsie,was die Qualität der Gewebeproben betrifft, zufriedenstellend ist und da sie keine, den Gesundheitszustand negativ beeinflussenden, bedeutenden Nebenwirkungen hat, als ein wertvolles diagnostisches Verfahren angesehen werden muss.