Dergiler / Yakın Doğu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi / 2010 / Cilt: 3 - Sayı: 2

A case in defense of the universality of human rights

Sayfa
105–125
DOI
—

Özet

Bu makalede, etkinliğini derinleşerek sürdüren Avrupalı kimliği merkezli (tikelci) yaklaşımın Avrupa Birliği (AB) içinde insan haklarının evrenselliği ilkesini zeminsizleştirdiği tartışılmaktadır. Bu yaklaşım, AB vatandaşlığının oluşumu ve güvenlik merkezli göç kontrolü politikaları yoluyla kurumsallaştırılmıştır. Amsterdam Atlaşması sonrası dönemde AB’nin insan haklarının evrenselliği ilkesini olumlaması bu yaklaşımın sorunlu görünmesine yol açmıştır. Bu nedenle, AB örneği kimlik merkezli (tikel) politikalarla insan haklarının evrenselliği arasındaki çelişkinin açımlanması bakımından ilgi çekici ve önemlidir. Ayrıca, insan haklarının evrenselliği ve tikelci yaklaşım arasındaki gerilim insan haklarının yaşama geçirilmesiyle ilgili evrensel bir sorunu da açığa çıkarmaktadır; insan haklarına siyaseten dayatılan kısıtlamalar, baskın olmayan grupları, onları hedef alan güce karşı korunmasız kılmaktadır.

Abstract

In this paper, it is argued that a persistent and entrenched European particularism undermines the universality of human rights in the European Union (EU). It is institutionalised through the constitution of the citizenship of the EU and securitarian policies of migration control. What makes it apparent and problematic is the tendency of the EU to affirm the universality of human rights in the post-Amsterdam era. Therefore, the case of the EU is important and interesting in terms of unravelling the contradiction between particularist policies and the universality of human rights. Moreover, the tension between the universality of human rights and particularism in the case of the EU is illustrative of a universal problem in the enforcement of human rights; politically manufactured limitations imposed on universal human rights leave specific non-dominant groups unprotected against the power that targets them.