Dergiler / Praksis / 2016 / Cilt: 2 - Sayı: 41
Aydınlanma, Sınıf Kavgası ve Laiklik
- Dergi
- Praksis
- Sayfa
- 253–267
- DOI
- —
Özet
Bu makalemde, ana hatlarıyla, Ortaçağ'dan itibaren batılı toplumlarda ve Osmanlı Devleti'nde din ve devlet ilişkilerinin nasıl düzenlendiğini ve toplumsal devrimlerin bu alanda neler getirdiğini açıklamaya çalıştım. İzleyen sayfalarda ele aldığım konuları şöyle özetleyebilirim: Latin geleneğinde daha çok "laiklik", Anglo-Sakson geleneğinde ise "sekülerizm" olarak yaşanan evrim, İslamiyet'in bazı özellikleri dolayısıyla Osmanlı-Türk dünyasında farklı yaşanmış ve daha çok dış etkilerle şekillenmiştir. Batı'da bugün dinde reform ve sekülerizmin çıkış noktası olarak görülen Protestan hareketi, aslında feodalizmin bir parçası olarak yozlaşmış Kilise'ye karşı "gerçek din"e dönmeyi ve İsa'nın öğretisi ile bir aracı olmadan buluşmayı hedefliyordu. Ne var ki feodal üretim ilişkilerinin çözülmeye başladığı bir dönemde ortaya çıkan bu direniş, sınıf çelişkileri içinde değişik temsilciler bulmuş ve sınıf kavgası içinde ilerlemiştir. Böylece 1517 yılında "protesto" hareketini başlatan Martin Luther soyluların kiliseye karşı kesimlerini temsil ederken, Thomas Münzer yoksul köylülerde ve Calvin de burjuvalarda dayanak bulmuştur. Kilise bütünlüğünü sarsan bu hareket, tepki olarak da Cizvit reformizmine, Jansenizm'e ve "din savaşları" görünümü kazanan sınıf kavgalarına yol açmıştır. Osmanlı Devleti, ortadan kalkana kadar "laiklik" ya da "sekülerizm" adı altında yürütülen bir kavga yaşamamıştır. Bununla beraber 19. yüzyılın daha ilk yarısından itibaren Batı kapitalizminin hegemonyası altına girmesi, dolaylı şekilde de olsa, kamusal hayatta ikiliklere yol açan seküler uygulamalara da yol açmıştır. Bu konuda, saltanat ve hilafeti yadsımasalar da, Tanzimatçı paşalar ve Yeni Osmanlılar yeni bir dönem başlatmış ve Mithat Paşa ile arkadaşları da bu dönemi seküler anlayışa uygun bir "vatandaş" statüsü getiren "Kanuni Esasi" ile taçlandırmıştır. Ne var ki, "Doğu Sorunu" ve emperyal çıkarların entrika dünyası içinde, bu hareket kısa süreli olmuş ve Mithat Paşa'nın katli ile kana boğulmuştur. Daha sonra laiklik hareketi, yine adı konmadan, ancak 1908'de 2. Meşrutiyet'in ilanı ile yeniden gündeme gelmiştir. Oysa yine kısa süreli olan bu dönemde de, temelinde özgür inanç ve özgür düşünce demek olan laiklik, bu kez de Türkçü milliyetçiliğin baskı ve kısıtlamaları- na uğramış ve Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kurulacak olan yeni devlete bu alanda köklü bir gelenek bırakmamıştır. Bu koşullarda, Cumhuriyet ile beraber, Tanzimat-Yeni Osmanlı-Jön Türk hareketlerinin kazanımlarını radikalleştiren ve dini kamusal alandan uzaklaştırırken, kısmen de -Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile- iktidara tabi kılan bir dönem yaşanmıştır. Bu nedenle de yüzüncü yıldönümünü yakında kutlayacağımız Cumhuriyet döneminde devamlı "mağduriyet" şikâyetleri ve laiklik uygulamalarının eleştirisi ile geçmiştir. Öyle ki, çok partili hayata geçilirken, CHP bünyesinde yıllarca vekillik yapmış dört D.P. kurucusu üye bile, bu "mağduriyet" söylemine eleştirilerinde büyük bir yer vermişlerdir. Bu gelişme içinde, 1970'lerden itibaren en büyük desteğini tarikatlardan alan partiler kurulmuş ve oy hesaplarının dini siyasallaştırdığı bir ortamda, TBMM Başkanı'nın açıkça "Laiklik Anayasa'dan çıkarılmalıdır" diyebildiği bugünlere gelinmiştir. Oysa laiklik, günümüzde, dini duyguları, ilahiyatı ve her türlü kutsallığı aşan, tüm düşünce ve yaşam tarzı özgürlüğünü kapsayan bir anlam kazanmıştır.
Abstract
In this article, I tried to explain in general terms how religion and state relationships have been regulated in Western societies and Ottoman Empire since Mediaeval times and what social revolutions brought about in this respect. I can summarize the topics that I addressed in the following pages as follows: The evolution that occurred more as "laïcité" in Latin tradition, on the other hand, as "secularism" in Anglo-Saxon tradition, occurred differently in Ottoman-Turkish world due to some characteristics of Islam and it was given form by external effects. Protestant movement, which is seen as a reform in religion and starting point of secularism in the West today, in fact aimed at returning to the "real religion" against corrupt Church, which was a part of feudalism, and meeting Christ's doctrine without a mediator. However, the resistance that emerged in a period when feudal relations of production started to dissolve, found different representatives in class conflict and made progress within class struggle. Therefore Martin Luther, who started "the protest" movement in 1517, represented the part of aristocrats who were against the church, Thomas Müntzer found support among the poor peasants and Calvin found support among the bourgeoise. Destroying the integrity of the church, this movement caused Jesuit reformism, Jansenism and class struggles that looked like "religious wars" as a reaction. Ottoman Empire hadn't had a fight under the name of "laïcité" or "secularism" until it collapsed. Therewithal, falling under the hegemony of Western capitalism from the first half of 19th century also caused secular practices that caused dichotomies in public life implicitly. Tanzimat pashas and New Ottomans started a new period and Mithat Pasha and his friends crowned this period with "Kanun-u Esasi -The Ottoman Basic Law" which brought a citizen status that was appropriate in the secular sense, although they didn't deny sultanate and caliphate. However, in the "Eastern Question" and intrigue world of imperial interests, this movement was short-dated and was ensanguined with the murder of Mithat Pasha. Afterwards, laïcité movement became an issue again only after Second Constitutional Era was declared in 1908 and again namelessly. However, again in this short period, laïcité that basically means freedom of belief and thought suffered from oppression and restrictions of Turkist nationalism and it didn't leave a deep-rooted tradition to the new state to be established with National Liberation War. Under these circumstances, the country went through a period when the gains of Tanzimat-New Ottoman-Jeune Turks (Young Turks) movements were radicalized together with the republic and religion was pulled away from public life and partially was put under the control of the government -by means of Presidency of Religious Affairs-. Therefore, there has always been complaints of "unjust suffering" and criticism of laïcité practices in Republic period of which the 100th anniversary we will celebrate soon. Even four founder members of Democrat Party (DP), who were MPs within Republican People's Party (CHP) for years, included this "unjust suffering" discourse in their criticisms mostly. Following this development, parties that got the greatest support from cults were formed since 1970s and in an atmosphere where vote calculations politicize religion, we have come to today when Turkish Parliamentary Speaker could express clearly that "Laïcité should be removed from the constitution". Yet laïcité has gained a meaning that goes beyond religious feelings, theology and all kinds of holiness and covers both freedom of thought and lifestyle at the present time.