Dergiler / MN Oftalmoloji / 2002 / Cilt: 9 - Sayı: 1

Ülkemiz koşullarında konjenital dakriostenoz tedavi sonuçlarının irdelenmesi

Assessment of treatment outcome in congenital dacriostenosis in Turkey

Sayfa
86–90
DOI
—

Özet

AMAÇ: Ülkemiz koşullarında konjenital dakriostenozlu olgularda uygulanan tedavi yöntemlerini değerlendirmektir. YÖNTEM: 1993-1999 yılları arasında konjenital nazolakrimal kanal tıkanıklığı tanısıyla başvuran, yaşları 1 ay-16 yaş arasında değişen ve en az 6 ay izlenen 135 olgu (170 göz) çalışma kapsamına alındı. İlk 1 yıl içinde başvuran hastalara hidrostastik masaj tedavisi uygulandı. Genellikle 12. aydan itibaren sondalama yapıldı. Sondalama ile düzelmeyen olgulara silikon entübasyon ve geç başvuran olgulara ise dakriosistorinostomi (DSR) yapıldı. Sondalama işlemi, inhalasyon anestezisi ile yapılırken silikon entübasyon, endotrakeal entübasyon ve nazal endoskopi eşliğinde yapıldı. BULGULAR: Masaj tedavisi ile ilk 12 ay içinde %95 başarı sağlandı. Sondalama, yaşları 10-48 ay arasında (ortalama 17±8 ay) bulunan 51 hastanın 62 drenaj sistemine (62 göz) yapıldı. Sondalama ile başarı oranı ilk sondalamada % 74.1 ikinci sondalamada % 82.2 olarak bulundu. En yüksek başarı 13-18 ay arasında elde edilirken, 18. aydan sonra başarıda belirgin azalma gözlendi (t test, p<0.05). Silikon entübasyon, yaşları 14-50 ay arasında (ortalama 29±11 ay) bulunan 11 hastanın 14 drenaj sistemine (14 göz) yapıldı. Silikon entübasyonla başarı % 85.7 olup, tüplerin alınma süresinin başarı üzerine etkili olmadığı görüldü. DSR, yaşları 28 ay-16 yaş (ortalama 8±4 yaş) arasında olan 27 hastanın 32 drenaj sistemine (32 göz) yapıldı. DSR ile başarı %96.8 olarak bulundu. SONUÇ: Konjenital dakriostenoz tedavisinde tekniğine uygun olarak yapılacak masajın özellikle ilk 1 yılda etkin olduğu saptandığından dolayı anne ve babaya masaj tekniğinin doğru öğretilmesi ve bunun için zaman ayrılması gerekmektedir. Ailelerin bu konuda bilinçli olmamaları, ülkemizin sosyoekonomik koşullarının ve sevk zincirinin yetersiz olması nedeniyle hastalar geç başvurmaktadırlar. Ailelerin genel anesteziden korkmaları başka bir sorunu oluşturmaktadır ve ailelerin genel anestezinin tehlikeli bir işlem olmadığı konusunda ikna edilmesi gerekmektedir. Bu nedenlerle sondalama işlemlerinin gecikmesi, sondalamanın başarısında kısmi bir azalmaya yol açmaktadır. Sondalamadan sonra başarısızlığın devam ettiği olgularda ve geç başvuranlarda daha invaziv yaklaşımlar olan silikon entübasyon ve DSR gerekmektedir. Bu iki yöntemde başarı oranları oldukça yüksek bulunmuştur.

Abstract

PURPOSE: Treatment outcome in cases with congenital lacrimal duct obstruction is assessed. MATERIAL AND METHODS: 170 eyes of 135 patients with congenital nasolacrimal duct obstruction with an age range of 1 month and 16 years were included in this study. Hydrostatic massage of the lacrimal sac was performed in cases who presented during the first year. Probing was performed generally after 12 months. Silicone intubation was indicated when probing failed and dacriocystorhinostomy (DCR) was performed in cases presenting late. RESULTS: Massage treatment was successful in 95% of cases who presented during the first year. Probing was carried out in 62 eyes of 51 patients with an age range of 10-48 months (mean 17±8). The success rate of the first probing was 74.1% and this rate rose to 82.2% after repeat probing. Probing was most successful between 13-18 months and the success rate decreased after this period (t test, p<0.05). Silicone intubation was performed in 14 eyes of 11 patients with an age range of 14-50 months (mean 29±11). The success rate of silicone intubation was 85.7% and was not related to the lenght of time that silicone tubes were left in place. DCR was carried out in 32 eyes of 27 patients with an age range of 28 months-16 years (mean 8±4 years). The success rate of DCR was 96.8%. CONCLUSIONS: Because the massage is effective during the first year, the parents must be instructed to properly massage the sac effectively and they should be educated for this purpose. Usually a delay of treatment in patients with congenital dacriostenosis is evident as the parents are not avare of the importance of this entity and benefits of early treatment. When probing is indicated, the parents are unwilling to consent for general anesthesia and they have to be persuaded that general anesthesia does not cause any risks. When probing has not resulted in a cure and in patients with late presentation, more invasive approaches such as silicone intubation and DCR have to be performed. These procedures can be performed with high success rates.

Anahtar kelimeler: Nazolakrimal kanal,Masaj,Dakriyosistorinostomi,Türkiye,Gözyaşı kanalları tıkanması