Dergiler / Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dergisi / 2012 / Cilt: 29 - Sayı: 1
Eflatun’un “kurbağa”sı Sinope’den Sinop’a: Kaynaklara göre sinop kentinin fiziksel gelişimi
- Sayfa
- 45–68
- DOI
- —
Özet
Eflatun, antik dönemdeki ismi Pontos Euxeinos olan Karadeniz’in kıyıları boyunca sıralanmış kolonileri bir havuzun etrafında oturan kurbağalara benzetir. Ona bu benzetmeyi yaptıran, Miletoslular’ın tüm Karadeniz kıyısı boyunca kurdukları doksan kadar kentin varlığıdır (1). Bunların çoğu emporion (2) düzeyini aşamamışken, Sinope, Amisos, Kerasus ve Trapezus kentleri zamanla önemli birer yerleşim alanı olmuşlardır (Işık, 2001). Antik dünya insanının Karadeniz’e Pontos Euxeinos ismini vermesinin nedeni, pek çok kaynakta önemle vurgulama gereği duyulan azgın fırtına ve dalgalarının varlığıdır. Karadeniz’de ilk kolonizasyon hareketliliğinin, bu dalga ve fırtınalara dayanıklı gemi yapım teknolojisinin zamanla gelişmesiyle başladığını söylemek doğru olur. Ticaret, keşif, macera tutkusu ya da başka nedenlerle ilk denizcilerin yetersiz gemi yapım teknikleri nedeniyle Karadeniz’in bu hırçın dalgalarına yenik düştükleri düşünülmektedir (Işık, 2001). Karadeniz’deki ilk kolonistlerin kurdukları kentlerin küçük olduğu, kendilerine yetecek kadar toprak parçası ve savunulması kolay bir limanın varlığının bir koloni kurulması için yeterli olduğu bilinmektedir. Bu nedenle küçük adalar, yarımada boyunları, nehir deltaları Karadeniz’de gözde yerleşim alanları olmuştur (Işık, 2001). Hiç şüphe yok ki Sinop, yarımada ile ana karayı birbirine bağlayan bir berzahta (3) yer alan konumu nedeniyle antik dönem insanı için olağanüstü bir yerleşim alanı olarak görülmüştür. Doğu’ya doğru uzanan yarımada, Güneydoğuya bakan derin ve demirlemeye olanaklı limanı, kuzeybatı, kuzey ve doğu rüzgarlarından koruyan bir yapıya dönüştürmüştür. Bu karakteristik oluşum kente, Karadeniz kıyısı boyunca var olan tek doğal liman olma özelliğini kazandırmıştır (Resim 1). Bıjışkyan seyahatnamesinde bunun altını çizer: Karadeniz’de liman denilen pek çok yer bulunmasına karşın kışlık limanların çok az oluğunu, en büyük ve en iyisinin Sinop limanı olduğunu söyler. Kentin ikinci emin doğal limanı ise kuzeybatısındaki Ağlimanı’dır (Akliman); ancak yeterince geniş değildir (Bıjışkyan, 1998).İşte bu nedenledir ki Sinop, ilk kolonist girişimlerle birlikte zamanla coğrafik ve stratejik konuma da sahip olmuş, iki doğal limanı ile Anadolu’nun kuzey bölgesinde bir liman şehri olarak tarihin hemen her döneminde önemini korumuştur. Dahası, Anadolu’dan Karadeniz’e belli başlı çıkış yerlerinden birisi olması, hemen karşısında yer alan Kırım Yarımadasıyla bağlantı noktası konumunda olması bu önemini daha da artırmıştır (Demir, 2001). Bu, kentin ilk kolonist hareketlerden başlayarak sürekli yerleşim alanı olduğu ve sürekli imar edildiği anlamını taşımaktadır ki, farklı dönem ve kültür katmanlarının izlerini bugün kentin fiziksel dokusu üzerinden kısmen de olsa okumak olasıdır. İşte bu çalışmada bir bakıma kentin fiziksel okumasının gerçekleştirildiği söylenebilir. Kentsel doku üzerinde gözlenen aşikar bu izlere ek olarak tarihsel yazılı kaynaklarda geçen bilgi ve bilgi kırıntıları, bu fiziksel okumayı olanaklı kılan diğer önemli kaynaklar olmuşlardır.
Abstract
It is known that cities founded by the first colonists in the Black Sea region were small, with adequate piece of land for a small community, and a simple and easily defended harbour enough to support a colony. Sinop is a fantastic settlement of the ancient period, located on an isthmus which links a peninsula with the mainland. The peninsula is lying eastwards, where its harbour facing south east is not only deep but also offers easy anchorage, as it is protected from the northwestern, north and east winds. This unique location offered Sinop the label of a town having the only natural harbour in the Black Sea region of Turkey. The city has been open to settlement since the first colonist era. And was continuously reconstructed. This study is an attempt to read traces of different periods and eras, and different socio-cultural layers through the changing physical structure of the city. This aim in mind, physical structure of the city in Ancient, Byzantine, Seljuk, Beylics and Ottoman periods is studied and revealed, resting on the accounts of documentation in the state archives through the Şer’iyye Register, Tax Register, state annuals, travel books, visual documents, and accont on the monumental buildings. Visual analysis is performed with the help of city maps, urban development plans, and photographic registers, which yield much information about the development of the districts of the city, its buildings and monuments, and finally its districts and neighbourhoods.