Dergiler / Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dergisi / 2014 / Cilt: 31 - Sayı: 2

Alexander Vallaury's late works on İzmir, Thessalonıkı and Eminönü customs houses and notes on the agenda of Ottoman Archıtecture at the turn of the century

Alexandre Vallaury’nın İzmir, Selanik ve Eminönü gümrük binalarına ilişkin çalışmaları ve yüzyıl dönüşünde Osmanlı mimarlığının gündemine dair notlar

Sayfa
43–64
DOI
—

Özet

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında deniz kıyısı Osmanlı kentlerinde öncelikle rıhtım, liman ve gümrük tesislerinin inşası ve deniz kıyılarının yeniden düzenlenmesi ile kente modern yaşamın gerekliliklerine uygun yapıların kazandırılmasını içeren büyük değişimler yaşanmıştır. İmtiyaz karşılığı yaptırılan liman ve gümrük inşaatları ihaleleri, hem yerli, hem Avrupalı kişi ve şirketlerin ciddi rekabetine sahne olmaktaydı. Öte yandan yirminci yüzyıl başı Osmanlı mimarlığında, gerek 1890’lardan itibaren bina yapım süreçlerinde ortaya çıkan mimar-mühendis çekişmesi, gerekse 1894 İstanbul depremi sonrası yoğunlaşan strüktürde sağlamlık arayışları özellikle etkili olmuştur. Geç Osmanlı mimarlığının tanınmış mimarı Alexander Vallaury, 1889-1910 arasında Rüsumat (Gümrükler) Emaneti mimarlığı görevini yürüttüğünden, dönemin mimarlık ve mühendislik gündeminin başlıca konusu olan liman kentlerinin yeniden örgütlenmesi ve modernleşmesi projelerinde kilit bir konumdaydı. Bu makalede, Vallaury’nin meslek yaşamının son döneminde, üzerinde çalıştığı İzmir Gümrük Binası ek salonu (1906-1909) ile Eminönü (1905-1909) ve Selanik (1907-1912) gümrük binalarının yapım süreçleri, arşiv belgeleri ve alan çalışmalarının ışığında incelenip tanıtılmıştır. Üç önemli kentin rıhtım ve liman altyapı projelerinin son aşaması olarak planlanan bu binalar, yetersiz gümrük hizmetlerini yeni ve modern tesislerle geliştirme ihtiyacı içinde ve büyük masraflarla girişilmiş işlerdir. Endüstri yapıları gibi çok sayıda mekanik aksam ile hacim ve ağırlık olarak yüksek depolama kapasitesi içermeleri gerektiğinden strüktür, altyapı ve donanım bakımından yeni teknolojinin kullanılması istenen tesislerdir. Kıyıda zayıf zeminde olmaları ve büyük boyutları nedeniyle bazı özel strüktürel zorluklar içeren, mimar-mühendis işbirliğini gerektiren projelerdir. Ayrıca deniz kıyısında ve kentlerin vitrini konumunda olduklarından mimari tarzları önem taşımaktadır. Tüm bu nedenlerle, bu yapılar ve uzun tartışmalara konu olan yapım süreçleri, değişimin eşiğindeki 1909 öncesi Osmanlı mimarlığının gündemini yansıtır niteliktedir. Bu binalardan en az tartışmaya konu olan İzmir Gümrüğü ek salonu, denizden doldurulan alan üstünde, Vallaury imzalı çizimlerde ayrıntılarını görebildiğimiz dökme demir strüktür ile inşa edilmiştir. 1890’larda Eminönü’nde dökme demir olarak inşa etmek istediği antrepolar için Jasmund’un sert muhalefeti karşısında değişiklik yapmak zorunda kalan Vallaury’ni, burada kendinden emin bir dökme demir strüktür uygulaması söz konusudur. Selanik Gümrüğü’nün ise, tasarım işleri Vallaury, uygulama ve statik işleri, Fransız Hennebique betonarme firmasının temsilcisi, Selanikli genç mühendis Elie Modiano tarafından yapılmıştır. Rıhtımın, bu ağır binayı taşıyabilmesi için özel bir temel sistemi kullanılmış, bina betonarme olarak inşa edilmiştir. Benzer şekilde, Eminönü Gümrüğü için de, imtiyaz sahibi şirketin mühendisi Saboreaux’nun talebiyle, Hennebique firması betonarme projesi üretmiştir. Fakat burada betonarme kararı güçlükle ve imtiyaz sahibi şirketin ısrarlı çabası, Hennebique’in desteğiyle verilebilmiştir. Çok benzeyen Eminönü ve Selanik Gümrükleri, Rönesans saray mimarisi benzeri bir cephe düzeni içerisinde neoklasik bezeme programına sahip ve tamamen batılı etki yaratan yapılardır.Sözkonusu gümrük binalarının kullanıcı talepleri ve parasal kaynak, teknolojik gereksinimler ve mimari tarza dair tartışmalar eşliğinde gerçekleştirilen yapım süreçleri, 1909 öncesinde Osmanlı mimarlık ortamının başlıca gündem maddelerini ve dönemin bellibaşlı mimari kişiliklerinden Vallaury’nin bu konulardaki tutumunu ortaya koymaktadır. İkinci Meşrutiyet ile birlikte gerek yabancı sermayenin çekilip inşaat piyasasının daralması, gerekse milliyetçilik akımının yükselişi bu resme yeni etkenler katacaktır. Osmanlı mimarlığı bu yeni koşullara 1. Milli Mimari Akımı ve hızlı şekilde benimsenen betonarme teknolojisi ile uyum sağlarken, Vallaury’nin bu yeni teknoloji ve tarza belli bir mesafede durduğu gözlemlenmektedir.

Abstract

Alexander Vallaury (1) , the renowned architect of the late Ottoman era served as the architect of Customs Administration ( or Administration of Indirect Contributions ) from 1889 on (İ..DH 1154-90240), until he left Turkey around 1910 (2). This responsibility, concerning the planning and construction of warehouses and customs facilities, has so far been an overlooked aspect of his long and fruitful career. However, given the giant urban transformation that the Ottoman cities’ seafronts experienced then, and considering the importance of the port reorganization in these undertakings, Vallaury’s position as the architect of the Customs Administration is significant, in terms of his contribution to that era’s major engineering and architectural issue: the reordering and modernization of port-cities. This paper, based on archival material, explores and comments on the construction phases of customs houses in three major Ottoman ports, during which their architect Vallaury had to address some major architectural concerns that were to play a determining role in the evolution of Ottoman architecture at the turn of the century. It also discusses the subsequent changes in Ottoman architecture, as well as the degree to which Vallaury, a foremost representative of Beaux Arts School and eclecticism in Ottoman architecture, could respond, contribute and cope with them.