Dergiler / Kent Akademisi / 2018 / Cilt: 11 - Sayı: 2
Mimarlık ve Paradoksal Fark
- Dergi
- Kent Akademisi
- Sayfa
- 282–288
- DOI
- —
Özet
Mimarlığın, aşina olduğumuz uzun tarihi boyunca mimari yaklaşımlar genellikle bir merkez fikri etrafında bir birey ve dünya tahayyülüne sahiptirler. Bu merkez fikri etrafında anlam, değer ve deneyim biçimleri hem soyut hem de somut olarak inşa edilir. Bu merkez fikrine özgü tasarım düşüncesi özdeşlik/aynılık/kimlik vb. nosyonlar üzerinden işler. En azından bu nosyonlar herhangi bir mimari mekansallaştırma işleminin uğraklarıdır ve genel olarak temsil (re-presentation) siyasetine özgü kavram setini oluştururlar. İkinci Dünya Savaş’ından sonra belirmeye başlayan enformasyon toplumlarındaki karmaşıklaşma ile birlikte bir merkezsizleşme süreci yaşanmaktadır. Bu süreç mimari yaklaşımlar için de belirleyici olmuştur. Ve paradoksal fark ile kastedilen de bu merkezsizleşme sürecinde başka bir dünyanın, düşüncenin ve yaşam olanaklarının (tekil ve kolektif) araştırılmasının pratik-etik bir siyasetidir. Bu yazı artık temsil siyasetinin yetersizleştiği bir dönemde beliriveren fark tartışmaları arasında Deleuze ve Guattari’nin ileri sürdükleri paradoksal farkın ve yine ikilinin tüm çalışmaları boyunca inşa etmeye çalıştıkları ifade siyasetinin mimarlık için ne gibi anlamlar ve potansiyeller taşıyabileceği üzerine kısa bir ön-değerlendirmedir.
Abstract
Throughout the long history of architecture, architectural approaches usually posses an imagination of subject and world which is formed around the idea of a center. Forms of sense, value and experience are constructed around this idea of center both in an abstract and also concrete way. A particular idea of design which is peculiar to the idea of center works through notions like identity and sameness. At least, these notions are the beaten tracks of any operation of architectural spatialization and in general they constitute the set of concepts specific to the politics of re-presentation. After the World War II, there was the process of complication and decentralization with the emergence of information societies. This process has also been decisive for architectural approaches. And what is meant by the paradoxical difference is a practico-ethical politics of exploring another world, thinking and living possibilities (singular and collective) in this decentralization process. This article is a brief preliminary evaluation of the possible relations of the paradoxical difference and the politics of expression, which are constructed by Deleuze and Guattari, with the discipline of architecture in a time when the politics of representation is not sufficient anymore.