Dergiler / JAREM / 2014 / Cilt: 4 - Sayı: 3

Laryngopharyngeal Reflux

Laringofarengeal Reflü

Dergi
JAREM
Sayfa
85–87
DOI
—

Özet

Laringofarengeal reflüsü (LFR) olan olgularda gastrik içerik retrograd geçiş ile üst hava-sindirim kanalına doğru geçerek ekstraözofageal semptomlara yol açar. LFR'nin patofizyolojisi klasik gastroözofageal hastalığın (GFR) patofizyolojisinden farklıdır. Baş ve boyun rahatsızlıkları, ekstraözofageal reflü ile ilişkili mide içeriğine maruz kalmaya bağlı olarak doğrudan mukoza hasarı veya mukosilier klirens üzerine etki sonucu gelişir. Gastroözofageal reflü (GER) ile ilişkili vagal yol aracılığıyla distal özafagus hasarı semptomların ve distal özofageal afferentlerin stimülasyonu aracılığıyla larengeal reflekslerin ortaya çıkmasına yol açar. pH değişiklikleri mukosilier transportu doğrudan etkileyerek mukus vizkositesinde artışa yol açabilir. Mukosilier transporttaki azalmanın enfeksiyona karşı direnci azaltabileceği ve subglotik stenozun patogenezine katkıda bulunabileceği öne sürülmüştür. Çeşitli invazif diagnostik testler LFR'nin ayırıcı tanısında kullanılabilir. Ampirik proton pompa inhibitor (PPİ) tedavisini düzenlemede ve reflü içeriğinin safra asidi ile pepsin açısından değerlendirilmek üzere elde edilmesinde yararlı olabilecek bazı noninvazif yöntemler ve diagnostik amaçlı testler de tanıda yardımcı olabilir. Güncel bilgiler ışığında varolan testler ile LFR tanısının konulması zordur. Laringoskopi, değerlendirenler arasındaki yüksek değişkenlik nedeniyle tedaviye cevabı takipte tek başına güvenilir bir yöntem değildir. LFR açısından uyarıcı semptomları olan olgularda iki aylık bir proton pompa tedavisinin uygulanması belirgin koruyucu bir etki sağlayabilir. Uygulanan diyete ve değiştirilen alışkanlıklara ilaveten günde iki doz PPİ tedavisine cevap dikkatli bir şekilde takip edilip değerlendirilmelidir. Bütün PPİ tedavileri minimum dozda asit supresyonu sağlayarak hastanın semptomlarını kontrol etmek üzere planlanmalıdır. Gelecekte orofarengeal pH'nın izlenmesi ve tükrükte pepsin tayini sonrasında elde edilecek kontrollü datalar tanısı zor olan olgularda bu yöntemlerin rolünü anlamada yardımcı olacaktır. Sonuç olarak, ampirik PPİ tedavisinin plaseboyla karşılaştırıldığında LFR semptomlarında veya laringoskopik bulguların anlamlı düzeyde azaltılmasında faydalı oldugunu gösteren belirgin bir kanıt yoktur. Bu nedenle kulak burun boğaz semptomları olan olguların değerlendirilmesinde PPİ lerinin tedavi veya tanı amaçlı kullanılması tartışmalıdır. Bununla birlikte günümüze kadar yapılan LFR çalışmalarının sonuçlarına dayanarak ve GER hastalığı ile erozif özofajitin tedavisinde elde edilen tecrübeler gözönüne alındığında iki-üç aylık bir PPİ kullanımı ile semptomatik bir iyileşme sağlanabilmektedir. Laringoskopik bulguların güvenilir olmaması nedeniyle tedavi semptomlar üzerinden planlanmalıdır (JAREM 2014; 4: 85-7)

Abstract

In patients with laryngopharyngeal reflux (LPR), gastric contents exhibit retrograde flow into the upper aero-digestive tract, causing extraesophageal symptoms. It is apparent that the pathophysiology of LPR is different from that of classical gastroesophageal reflux disease (GERD). Head and neck disorders associated with extraesophageal reflux are postulated to occur via direct mucosal damage or a direct effect on mucociliary clearance from exposure to gastric contents; gastroesophageal reflux (GER) related distal esophageal damage that results in vagally mediated, referred symptomatology; and laryngeal reflexes mediated by the stimulation of distal esophageal afferents. Alteration of pH has a direct effect on mucociliary transport and may lead to increased viscosity of the mucus. A reduction in mucociliary transport may decrease resistance to infection and has been theorized to contribute to the pathogenesis of subglottic stenosis. The diagnosis of LPR is difficult with the current understanding of the pathophysiology and available tests. Laryngoscopy does not dependably predict who will respond to treatment, due to high interobserver variability. A 2-month treatment course of PPI is typically safe in those without accompanying warning symptoms. A trial of twice-daily PPI for evaluation and management, in addition to dietary and behavioral changes, should be emphasized. All PPI therapy should be tapered to the minimum dose of acid suppression to control patient symptoms. Future studies with oropharyngeal pH monitoring and salivary pepsin assay need to provide controlled outcome data to better understand their role in cases with difficulty in the diagnosis. Overall, there is currently no clear evidence that an empiric PPI trial results in a significant reduction in LPR symptoms or laryngoscopic findings over placebo. Therefore, its use as a diagnostic or therapeutic tool in the management of patients with ENT symptoms remains controversial. However, on the basis of outcomes of LPR studies to date and earlier experience with treatment of GERD and erosive esophagitis, a trial of 2-3 months should be used, with dose tapering if a symptomatic response is achieved. Given the unreliability of laryngoscopic findings, therapy should be based on symptoms (JAREM 2014; 4: 85-7)