Dergiler / Flora İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Dergisi / 2018 / Cilt: 23 - Sayı: 3

HIV İnfeksiyonuna Cinsiyet Bazlı Bakış: Kadın ve HIV

Gender-Based View of HIV Infection: Women and HIV

Sayfa
95–101
DOI
—

Özet

İnsan immünyetmezlik virüsü (HIV) infeksiyonu tüm dünyada halen en önemli sağlık sorunlarından biri olup, doğurganlık çağındaki kadınlarda ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. 2000’li yıllara kadar olguların üçte ikisini erkekler oluşturmakta iken, son yıllarda kadınların oranı %50’ye ulaşmıştır. 2016 yılında yeni tanılı HIV infekte kadınların yaklaşık yarısı 15-24 yaş aralığındaki genç kadınlardır. Dünya genelinde kadınlarda en sık bulaş yolu heteroseksüel temas olup, Amerika Birleşik Devletleri’nde HIV infekte kadınların üçte biri damar içi madde bağımlısıdır. Asya’da ise %90’ı tek eşli ve bilinen tek risk faktörü eşi ile heteroseksüel temastır. Kadınlar pek çok nedenle HIV infeksiyonuna karşı daha savunmasızdır. Gerek biyolojik faktörler, yaşam boyu uğradıkları hormonal değişiklikler, farklı klinik özellikler, farklı ilaç toksisiteleri ve cinsiyet bazlı datanın yetersiz oluşu, gerekse sosyokültürel özellikler bu nedenlerden bazılarıdır. Kadınlara heteroseksüel temas ile HIV bulaşı erkeklere nazaran iki kat fazla olup, kadınlarda sıklıkla asemptomatik seyredebilen cinsel yolla bulaşan hastalıkların eşlik etmesiyle bu oran daha da artmaktadır. HIV infekte kadınlar tanı aldıktan sonra da erkeklerden farklı olarak bir takım jinekolojik sorunlar ve hormonal değişiklikler yaşayabilmektedir. Antiretroviral tedaviye yanıt her iki cinste benzer olup, kadınlarda laktik asidoz ve metabolik sorunlar gibi toksisitelere daha sık rastlanmaktadır. Temas öncesi profilaksinin etkinliğinin de daha az olması uyum sorunu ile ilişkilidir. Kadınların HIV infeksiyonuna maruziyeti ile karşımıza çıkabilecek en dramatik sonuç ise bebeklerin HIV pozitif olarak hayata gelebilmesidir. Antiretroviral tedavinin yaygın olarak kullanılmasıyla HIV’a bağlı ölümler azalmış, hastaların yaşam süreleri ve yaşam kaliteleri artmıştır. Buna bağlı olarak HIV infekte bireylerde çocuk sahibi olma isteği de giderek yaygınlaşmaktadır. Gelişmiş ülkelerde erken tedavi ile maternal viral yükün saptanamaz olduğu gebeliklerde vertikal bulaşın %2’nin altında olması yüz güldürücüdür. Uluslararası kılavuzlarda antiretroviral tedavi önerileri her iki cinste benzer olmakla beraber gebeler için önerilerde bazı farklılıklar bulunmaktadır. Kadınlarda HIV infeksiyonunun sıklığının artması, farkındalığın daha az olması, biyolojik ve psikososyal pek çok faktörün kadınları HIV’a karşı daha savunmasız kılması nedeniyle her ülkenin risk faktörlerini belirleyerek kadınlarda HIV infeksiyonu farkındalığını artırmaya yönelik stratejiler geliştirmesi son derece önemlidir.

Abstract

Human immunodeficiency virus (HIV) infection is the most important health problem and leading cause of death among reproductive women worldwide. While men account for two-thirds of the cases, the proportion of women in recent years has reached 50%. Nearly half of the newly diagnosed HIV-infected women in 2016 are young women aged 15-24 years. Worldwide, the most common transmission route for women is heterosexual contact with one third of the HIV-infected women in the US being intravenous substance abusers, and 90% of those in Asia being in a single-partner relationship and in heterosexual contact with their partners. Women are more vulnerable to HIV infection for many reasons including biological factors, hormonal changes during lifetime, different clinical features, different drug toxicity and inadequate sex-based data, and sociocultural characteristics. By heterosexual contact with women, HIV transmission is twice as high as that of men, and this rate is further increased by sexually transmitted diseases, which are often asymptomatic in women. Unlike men, HIV-infected women may experience some gynecological problems and hormonal changes after having been diagnosed. While response to antiretroviral treatment is uniform in both sexes, toxicities such as lactic acidosis and metabolic problems are more frequently encountered in women. The fact that the effectiveness of pre-exposure prophylaxis is much less is related to the compliance problem. The most dramatic consequence of women’s exposure to HIV infection is HIV positive babies. With the widespread use of antiretroviral therapy, HIV-related deaths have been reduced, patients’ lifespan and quality of life have increased. As a result, the desire to have children in HIV-infected individuals is becoming increasingly widespread. In pregnant women, in whom maternal viral load cannot be detected with early treatment in developed countries, vertical transmission incidence is less than 2%, which is a good reward. The recommendations of international guidelines for antiretroviral therapy are similar in both sexes; however, there are some differences in recommendations for pregnant women. Due to the fact that HIV frequency in women has increased and awareness is low and because of various biological and psychosocial factors that leave women vulnerable to HIV, it is vitally important for each and every country to determine risk factors and improve strategies for raising HIV awareness among women.