Dergiler / Emek Araştırma Dergisi / 2020 / Cilt: 5 - Sayı: 2
Cinsiyetlendirilmiş Kurumlar ve Ürettikleri Eril Dilin Kadın İstihdam Algısına Etkisi:Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Örneği
- Sayfa
- 151–172
- DOI
- —
Özet
Bu çalışmada kadın istihdam algısının oluşmasında eril dilin hakim olduğu iş dünyasını temsil eden Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK)’nun Genel Kurul Raporları incelenmiştir. TİSK’in 2010-2019 zaman aralığındaki dört raporunun içerdiği kadın istihdamına dair ifadeler söylem analizi ile incelenmiştir. Bu analizin sonucunda neoliberal düzenin baş aktörleri olan sermaye sahiplerinin rekabet ve verimlilik kriterlerini kullanarak söylemlerini meşru kılmaya çalıştıkları, meşru kılmaya çalışırken yasalar, uluslararası düzenlemeler ve - dost görünümlü - ifadelerden faydalandıkları görülmüştür. Niteliği düşük, istihdam edilmesi maliyetli, geleneksel rollerini uzlaştıramayan gibi ifadeleri ile tanım-ladıkları kadın emeğinin istihdam edilebilirliği içinse en sık başvurdukları çözüm önerisi esnekliktir. Esnek çalışma sistemi, raporlarda belirtildiğinin tersine tüm kadınların istediği bir çalışma düzeni olmadığı gibi, güvencesizlik ve temel haklardan yararlanamama riskleri barındırmaktadır. Bu raporların gösterdiği en önemli nokta, kadın lehine gibi gözüken tüm düzenlemelerin ve söylemlerin makyajdan öteye gitmediği, kalıp yargıların esiri olduğu ve ataerkillik ile kapitalist kurumların iç içe geçen çıkar paydaşlıklarıdır
Abstract
This study examines the masculine language of the business world which is effective in the formation of female labour perception by reviewing Turkish Confederation of Employer Association (TISK)’s General Assembly reports. Statements on the female employment, which are included in the four reports of TİSK in the period 2010-2019, were analyzed with discourse analysis. As a result of this analysis, it has been observed that capital owners, who are the main actors of the neoliberal order, try to legitimize their discourses by using the criteria of competition and efficiency, and they use laws, international regulations and “friendly-looking” expressions while trying to legitimate them. Flexibility is the most frequently proposed solution for the employability of the female labour, which they describe with their expressions of low quality, costly employment, which cannot compromise their traditional roles. Contrary to what is stated in the reports, the flexible working does not have a system that all women want, but it also includes risks of insecurity and lack of basic rights. The most impor-tant point that these reports show is that all the regulations and discourses that seem to be in favor of women do not go beyond make-up, they are the prisoners of stereotypes and the common intertwined interests of the patriarchy and the capitalist institutions.