Dergiler / Kadın/Woman 2000 - Kadın Araştırmaları Dergisi / 2019 / Cilt: 20 - Sayı: 2
EU’s Gender Equality Dilemma: A Human Rights or a Market Economy Instrument?
- Sayfa
- 43–63
- DOI
- —
Özet
In the early stages of the European Integration, gender equality related policies were narrowly tackled due to the economic recovery priority of the Union. Although there was a rise of national and international women movements all around Europe, gender equality, particularly as a new paradigm, had not gained priority until the 1990s, when the EU was newly building a political presence in the world politics. Since the Copenhagen Criteria were presented in 1993, gender equality embedded titles have proven to be more promising as they are declared as a part of the EU’s human rights norms and the EU’s self-image towards ‘Others’. In a similar vein, specifically in that period the EU has contributed several international women conventions and has undertaken responsibilities in terms of promoting equality between men and women in its external relations. However, the explanations how a gender equality norm matters in the EU are yet unsatisfied due to the continuity of gender blind policies and strategies. This paper scrutinizes the content within which the EU has constructed gender equality norm inside its borders and then exported it as a Europeanization norm in its relations with Turkey. In light of the EU’s official documents and imposition of gender equality as an accession criterion, it can be argued that instead of creating an ideational change in the unequal conception of gender roles, the EU constantly instrumentalizes gender equality as a regulatory mechanism for market economy both inside the Union and throughout its enlargement process. Hence, despite its gender sensitive image, the EU falls short in internalizing and representing gender equality as a part of human rights norm.
Abstract
Avrupa bütünleşmesinin erken dönemlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili politikalar, Birliğin II. Dünya Savaşı sonrası oluşan ekonomik iyileşme endişesinden dolayı kısmen ele alınmıştır. Her ne kadar ulusal ve uluslararası kadın hareketleri Avrupa’nın her tarafında yükselişe geçmiş olsa da özellikle yeni bir paradigma olan toplumsal cinsiyet eşitliği, AB’nin dünya siyasetinde politik bir duruş inşa ettiği 1990’lara kadar öncelik kazanmamıştır. Kopenhag Kriterlerinin tanıtıldığı 1993 yılından itibaren, toplumsal cinsiyet eşitliği içerikli başlıkların, AB’nin insan hakları normlarının bir parçası olarak ifade edilmesi ve ‘öteki’ karşısında AB’nin özimajı olarak gösterilmesi umut verici adımlar olmuştur. Benzer şekilde AB o dönemlerde birçok uluslararası kadın sözleşmelerine katkı sağlamış ve dış ilişkilerinde de kadın-erkek eşitliğini teşvik etmek adına sorumluluklar almıştır. Ne var ki, toplumsal cinsiyet eşitliğinin AB’de ne derece önemli olduğuna dair açıklamalar hala daha ‘cinsiyet körü’ politika ve stratejilerin devam etmesinden dolayı sorunludur. Bundan dolayı bu çalışma öncelikle AB’nin toplumsal cinsiyet eşitliği normunu hangi bağlamda kendi sınırları içinde inşa ettiğini, sonrasında ise Avrupalılaşma normu olarak Türkiye ile ilişkilerinden nasıl aktardığını inceleyecektir. Çalışmada AB resmi dokümanları ve toplumsal cinsiyet eşitliği yükümlülüğüne değinen katılım kriterleri incelendiğinde; cinsiyet rollerinin eşitsiz olduğu algısında düşünsel değişim yaratmaktansa, AB’nin hem kendi Birliği içinde hem de genişleme sürecinde toplumsal cinsiyet eşitliğini devamlı piyasa mekanizmasını düzenleyicisi olarak araçsallaştırdığı iddia edilmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki toplumsal cinsiyete duyarlı bir imaj çizen AB, bu normu hem kendi içinde tam anlamıyla içselleştirmekte hem de insan haklarının bir parçası olarak sunmakta eksik kaldığıdır.