Dergiler / BELGİ DERGİSİ / 2020 / Cilt: 2 - Sayı: 20

TÜRKİYE’DE BATICILIK-BAĞIMSIZLIKÇILIK KARŞITLIĞININ 1960-1980 DÖNEMİNDE YENİDEN ÜRETİLMESİ

REPRODUCTION OF WESTERNISM-INDEPENDENCEISM ANTAGONISM IN TURKEY IN 1960-1980

Sayfa
2657–2683
DOI
—

Özet

Modernleşme, Batılı toplumların kendi iktisadî ve sosyolojik koşulları çerçevesinde biçimlenmiş uygarlık şekline tekabül eder. Bu uygarlığın temelinde dünyanın akıl yolu ile kavranması, ulusdevletler şeklinde bir siyasal düzen, sanayiye dayalı bir üretim ilişkileri biçimi, seküler bir gündelik hayat pratiği yatar. Bu uygarlık biçimi giderek kendi dışındaki coğrafyaları etkisi altına almaya başlamış ve tüm dünyaya yayılmıştır. Osmanlı-Türk toplumu da bu etkiye ilk maruz kalan coğrafyalardandır. Türkiye’deki modernleşmenin tarihin XVII. Yüzyıla kadar götürmek mümkündür. Askerî alanda başlayan modernizasyon hareketleri XIX. Yüzyılda giderek diğer alanlara da yayılmıştır. Bu toplumsal dönüşüm, Osmanlı-Türk toplumunda çeşitli tepkilere de neden olmuştur. Tüm bu gelişmeler düşünsel düzeyde de karşılık bulmuş, modernleşme Türk düşünce hayatında önemli bir tema haline gelmiştir. Siyasal alandaki çeşitli aktörler de modernleşme tartışmalarına göre çeşitli tavırlar almıştır. Türk siyasal yaşamında ideolojik düzeyde iki ana düşüncenin belirleyici olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, pratikte modernleşme anlamına gelen ancak modernleşmenin nasıl olacağına dair tartışmalarda -olumsuz çağrışımlara da imkân veren- Batılılaşma olgusudur. İkincisi ise, Batı’nın iktisadî, siyasal ve kültürel etkisini reddetme refleksinden kaynaklanan Bağımsızlıkçılıktır. Batıcılık ve Bağımsızlık ikiliği aslında birbiri ile iç içe geçmiştir. Bir anlamda, bu iki vektör, hem siyasal ideolojilerin şekillenmesini sağlamaktadır hem de aynı zamanda birbirlerinin karşıtlarının içine sızmaktadır. Cumhuriyet Devrimi, bu ikiliği yeni bir boyuta taşımıştır. Cumhuriyetle birlikte, bağımsız ulusdevlet kurulmuş, bir anlamda Batıcılık ile Bağımsızlıkçılık aynı potada erimiştir. Ancak bu durum çok uzun sürmemiş, tek-parti döneminde dahi çeşitli fikirler veya siyasal tavırlar içinde bu iki vektörün çatışması söz konusu olmuştur. Çok partili yaşama geçile birlikte, bu ikilik daha çok su yüzüne çıkmıştır. Ancak çalışmanın bir diğer tezi de, günümüz siyasal yaşamını belirleyen ideolojik pozisyonların 1960-80 döneminde oluştuğudur. Her ne kadar, çok partili yaşama geçeli 15 yıl olsa da, bu her düşünceye açık bir siyasal ortam doğurmamıştır. Böyle bir ortam 1960 sonrası oluşmuştur. Hemen her siyasal akım örgütlenmiş ve çeşitli düzeylerde görünür olmuştur. Dönemi tarif etmek için kullanılan sağ-sol çatışması, aslında yüzeydeki bir saflaşmayı gösterir. Oysa ideolojik derinliklere inildiğinde, birbirinden ayrıymış gibi duran siyasal pozisyonların Batıcılık-Bağımsızlıkçılık açısından değerlendirilmesi yapıldığında, aralarındaki mesafenin kısaldığı görülebilir. Tersine birbirine yakın duran ideolojik pozisyonların, Batıcılık-Bağımsızlıkçılık açısından değerlendirilmesi yapıldığında, aralarındaki mesafenin zannedilenden fazla olduğu fark edilecektir. Bunu açıklamak için seçilen dönemin, çalışmada iddia edilen tezlerin yeniden üretilmesinde, öncesi ve sonrasına göre bir farklılık taşıması gerekmektedir. 1960-1980 arası dönem hem Osmanlı-Türk modernleşmesinin ve Cumhuriyet Devriminin mirasını dönüştürmüştür hem de 1980 sonrasının siyasal tartışmalarına zemin oluşturmuştur. Çalışmada bu dönemin seçilmesinin nedeni budur. Bu iki anlayış aslında doğrudan herhangi bir siyasal akıma tekabül etmez. Bir anlamda, Osmanlı-Türk modernleşmesinin düşünsel düzeydeki en önemli mirası olarak, çeşitli siyasal akımlara belli ölçülerde sirayet etmiştir. Türk siyasal yaşamında, çeşitli siyasal akımları ve bu akımlarla ilişkilendirilebilecek görüşlerin tümünü birden kesen ve aynı zamanda kendi aralarında çatışan iki vektör vardır. Bunlar, ideolojideki ağırlıklarına göre siyasal düşünceyi diğerinin aleyhine bükerler. Saf Batıcılık olarak görülen düşünceler dahi Avrupa’yı çeşitli açılardan sorgularken, Bağımsızlıkçılık düşüncesini içe kapanmaya kadar götürebilen siyasal hareketler özünde Batı’nın aydınlanma düşüncesini taşır. Bu düşüncelere rengini veren unsur, hangisinin diğerinin aleyhine mevzi kazandığıdır. Bağımsızlıkçılığa yapılan vurgu, Batı’yı ve Batıcılığı hedef tahtasına koymakta, Batıcılığa yapılan vurgu ise geleneksel olanı dışlamaktadır. Bir anlamda bu iki vektör, söylemsel düzeyde birbirlerini yok etmeye çalışmaktadır. Ancak paradoksal olarak birbirlerinden de beslenmektedirler.

Abstract

Modernization corresponds to the form of civilization shaped within the framework of the economic and sociological conditions of Western societies. The rationalization of the world, a political order in the form of nation-states, an industrial-based form of production relations, a secular everyday life practice are the basis of this civilization. This form of civilization gradually began to influence geographies other than itself and spread all over the world. Ottoman-Turkish society is one of the first geographies to be exposed to this effect. It is possible to take the history of Turkish modernization until the 17th century. The modernization movements that started in the military field gradually spread to other fields in the 19th century. This social transformation caused various reactions in the Ottoman-Turkish society. All these developments have been met at the intellectual level, and modernization has become an important theme in Turkish thought life. Various actors in the political field have also taken various positions according to the modernization debates. It can be said that two main ideas are determinative in Turkish political life at the ideological level. The first is the phenomenon of Westernism, which means modernization in practice, but also allows for negative connotations in discussions about how to modernize. The second is Independenceism, stemming from the idea of the rejection of the economic, political and cultural influences of the West. The dualism of Westernism and Independenceism is actually intertwined. In a sense, these two vectors not only form political ideologies but also infiltrate each other's opposites. The Republic Revolution took this duality to a new dimension. With the Republic, an independent nation-state was established, in a sense Westernism and Independenceism melted in the same pot. However, this situation did not take too long. Even in the single-party period, these two vectors clashed with various ideas or political attitudes. With the transition to multi-party life, this dichotomy surfaced more. However, another thesis of the study is that ideological positions that determine today's political life were formed in the 1960-80 period. After a multi-party life, a political environment open to every thought was not born. Such an environment occurred after 1960. Many political movements were organized and visible at various levels. The right-left conflict used to describe the period actually shows a surface separation. However, when the ideological depths are analyzed, when the political positions that seem to be separate from each other are evaluated in terms of Westernism- Independenceism, it can be seen that the distance between them is shortened. On the contrary, when the ideological positions that are close to each other are evaluated in terms of Westernism-Independenceism, it will be realized that the distance between them is more than expected. To explain this, the period chosen must have a difference compared to before and after. The period between 1960 and 1980 both transformed the legacy of the Ottoman-Turkish modernization and the Republican Revolution and formed the ground for political debate after 1980. That is why this period was chosen in the study. These two thoughts do not actually correspond directly to any political movement. In a sense, it has spread to various political trends to a certain extent as the most important heritage of Ottoman-Turkish modernization at the intellectual level. In Turkish political life, there are two vectors that interrupt various political currents and all of the views that can be associated with these currents and also clash among themselves. These two vectors bend political thought against the other according to their weight in ideology. Even the thoughts seen as Pure Westernism have questioned Europe from various angles. On the other hand, the political movements that lead the idea of Independenceism to the inward closure carry the idea of enlightenment of the West. The element that gives color to these thoughts is which one gains position against the other. The emphasis on Independenceism puts the West and Westernism on its target board, while the emphasis on westernism excludes the traditional one. In a sense, these two vectors try to destroy each other at the discursive level. However, they are fed paradoxically as well.