Dergiler / Adli Tıp Bülteni / 2019 / Cilt: 24 - Sayı: 1

Cinsiyet Tayininde Rugaların Kullanımı: Bir Ön Çalışma

Use of Rugae in Sex Determination: A Preliminary Study

Sayfa
36–42
DOI
—

Özet

Amaç: Çalışmanın amacı, Anadolu popülasyonundaki palatal ruga örneklerini, sayı, uzunluk, şekil, yan dallarıyla birleşme ve yerleşim yönleri açısından incelemek, cinsiyetlere göre dağılımını belirlemek, palatal rugaların adli vakalarda ve afet kurbanlarının kimliklendirilmesinde cinsiyet tayini için kullanılabilirliğini sorgulamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, 248 bireye ait üst çene modelindeki rugalar ThomasKotze ve Kapali sınıflama sistemi kullanılarak değerlendirildi, erkek ve kadınlardaki ruga tiplerinin istatistiksel analizi yapıldı. Veri analizinde SPSS (17.0) versiyonu ve Pearson Chi-Square, Fisher’ın Kesin Testi ve Mann-Whitney U analizleri kullanıldı. Bulgular: Çalışmada, 132 kadın (%53,2), 116 erkek (%46,8) 248 bireye ait 2367 ruga değerlendirildi. Yapılan analizler sonucunda; ruga sayısı üzerinde cinsiyetin etkili bir faktör olmadığı, ruga toplam sayısının kadınlarda 6-15 erkeklerde ise 5-18 arasında değiştiği, cinsiyet gruplarında toplam ruga sayısı dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı (p=0,161) belirlendi. Ruga uzunluğu ile cinsiyet arasında (p=0,526), ruga şekli ile cinsiyet arasında (p=0,672), ruga yan dallarının birleşme şekilleriyle cinsiyet arasında (p=0,189) ve ruga yerleşim yönleri ile cinsiyet arasında (p>0,05) istatistiksel açıdan anlamlı bir bağımlılık olmadığı belirlendi. Sonuç: Değerlendirme sonunda en sık rastlanan ruga tiplerinin; uzunluk açısından birincil, şekil açısından da kavisli tip ruga olduğu belirlendi. Rugaların hiçbir tipinde seksüel dimorfizm saptanmadı. Bu sonuç, rugaların adli vakalarda cinsiyet tayini için yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilmesi için olanak sağlamadığını, farklı bölgelerde ve daha büyük örneklem gruplarıyla çalışmanın tekrarlanmasının gerekliliği göstermektedir.

Abstract

Objective: The purpose of this study is to examine the prevalence palatal ruga samples in terms of number, length, shape, association with the side branches and the direction of settlement aspects in the Anatolian population, and to question the usability of palatal rugae in sex determination of victims in forensic cases and in mass disasters. Materials and Methods: Rugae of upper jaw model belonging to 248 individuals were analyzed by using Thomas-Kotze and Closed classification system and statistical analysis of male and female rugae types was made during the study. For the evaluation of the data, SPSS (17.0) version and Pearson Chi-Square, Fisher’s Exact Test, MannnWhitney U analyses were used. Results: During the study 2367 rugae from 132 (53.2%) females and 116 (46.8%) males were analyzed. As a result of the analyses, it was concluded that sex was not an effective factor on rugae number, that the total number of rugae varied between 6-15 in women, 5-18 in men and that there was no statistically meaningful difference (p=0.161) in distribution of rugae numbers between sex groups. Besides, it was determined that there is no meaningful correlation between rugae length and sex (p=0.526), between rugae shape and sex (p=0.672), between sex and adjunction shapes of rugae lateral branches (p=0.189) and between sex and rugae location directions (p=005). Conclusion: Based on the evaluation, the most frequently seen rugae types were determined to be the primary type with respect to length and curved type with respect to shape. Sexual dimorphism was not seen in any of the rugae. This result shows that it is necessary to conduct studies with larger sample groups in different regions in order to be able to use rugae as an auxiliary method in sex determination in forensic cases.