Dergiler / BELLETEN / 2018 / Cilt: 82 - Sayı: 295

Osmanlı Hukukunda Kardeş Katli

Fratricide in Ottoman Law

Sayfa
1013–1046
DOI
—

Özet

Eski Türk siyasî telakkisine göre, siyasî iktidar, hanedan mensuplarının müşterek malıdır (üleş sistemi). Osmanlılarda da başta bu an‛anenin tesiriyle muayyen bir verâset sistemine rastlanmaz. Osmanlı ailesinden güçlü ve talihi de yaver giden herhangi bir şehzâde padişah olabilirdi. Bu sebeple diğer şehzâdelerin hepsi, tahtta hak iddiasıyla komşu devletlerin desteğini alarak ayaklanmıştır. Hükümdara ayaklanmak, hatta isyan hazırlığı içinde olmak İslâm/Osmanlı pozitif hukukuna göre suçtur. Bunun cezalandırılması tabiîdir. Ayaklanmamış hanedan mensuplarının, ileride ayaklanma ihtimaline binâen öldürülebilmesi ise Fatih Sultan Mehmed’in şer’î hukukun hükümdara tanıdığı teşrî (yasama) salâhiyetine dayanarak çıkardığı meşhur Kanunnâme-i Âl-i Osman adlı teşkilat kanunnâmesi ile kanunlaştırılmıştır. Sultan Fatih’in kanunnâmesindeki bu hüküm, Osmanlı kanunnâmelerindeki umumi kaideye göre, İslâm hukukunun maslahat (amme menfaati) prensibine istinâden konulmuştur. Buna göre iki zarar karşı karşıya geldiğinde, hafif olanı tercih edilerek ağır olan zararın icabına bakılır. Şehzâdenin idamı hususi zarar; milletin dirliği ve devletin birliğinin ihlali ise umumi zarardır. Ulemanın ekserisi, bazı âyetleri ve Hazret-i Peygamber’in tatbikatını nazara alarak maslahat çerçevesinde, henüz ayaklanmamış şehzâdelerin öldürülebilmesine cevaz verir. Modern bazı yazarlar ise, bu gerekçeyi kâfi bulmaz; henüz ayaklanmayan şehzâdelerin öldürülmesini politik cihetle faydalı olsa bile, İslâm hukukuna aykırı bir örfî hukuk prensibi olarak görür. Bu sayede Osmanlı Devleti’nde, ne eski Türk devletlerinde olduğu gibi memleket parçalanmış, ne de Avrupa’daki verâset harplerinin benzeri yaşanmıştır; ancak bu acı tatbikat, meşruluk münakaşalarını da beraberinde getirmiştir. XVII. asır başlarından itibaren kati bir verâset usûlü yerleşerek, hanedanın en yaşlısı tahta çıkmaya başlamış; bundan sonra şehzâde idamları da tarihe karışmıştır. Bu makalede, Osmanlı Devleti’nde verâset mücadelesi çerçevesindeki şehzâde idamları, hukukî cihetten tedkik edilmiş; tatbikata cevaz verenlerin delilleri tedkik ve tahlil edilmiştir.

Abstract

This paper considers fratricide in the Ottoman Empire from the Islamic/ Ottoman Law viewpoint. The established Turkish political tradition, which is based on the fact that the ruling power is a common patrimony of the members of the dynasty, gave rise to disastrous results in the early period of the Ottoman Empire. Since a strict succession system was not imposed during that early period of the Ottoman State, it would be the destiny of a shāhzādah (prince) which would determine his fate in becoming the next sultan. This resulted in infighting amongst the shāhzādahs. Revolting against the sultan or even planning to revolt are crimes according to Islamic/Ottoman law. The execution of those members of the dynasty who had not taken part in a revolt was legislated by the “Code of Sultan Mehmed the Conqueror,” which was based on the sovereign right of the sultan accorded by Islamic Law (Orfi Hukuk). Relying on the principle of maslaha (common benefit) in Islamic law, some of the Ottoman scholars permitted fratricide as well. According to this principle, when facing two potential outcomes, the lesser of two evils is preferred. Some of the modern researchers consider this justification invalid. According to them, the execution of shāhzādahs who have not taken part in a revolt is politically correct, but contrary to Islamic law. The main contribution of this paper is to deal with the fratricide from the point of view of Islamic law by utilizing traditional legal texts and to addess to underlying Islamic legal principles behind fratricide application and what legal evidence the ‘ulemā (Ottoman scholars) based their judgment on.